92406 kayıt bulundu.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Cıvık duruma getirilmek
1. isim , isim , isim , isim , Bel ve kaburga etlerinin domates, soğan ve biberle karıştırılıp fırında pişirilmesiyle yapılan bir pide türü
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Canlı, neşeli
1. O oyunlar, o cıvıl cıvıl söyleyişler... Mezar derinliklerinden geliyordu onlar.
1. O oyunlar, o cıvıl cıvıl söyleyişler... Mezar derinliklerinden geliyordu onlar.
2. Hareketli, kalabalık
1. Babam gençliğinde Viyana'da garson olarak çalışmış. Çok güzel, cıvıl cıvıl bir şehir olduğunu söylüyordu.
1. Babam gençliğinde Viyana'da garson olarak çalışmış. Çok güzel, cıvıl cıvıl bir şehir olduğunu söylüyordu.
3. zarf , zarf , zarf , zarf , Kuşlar cıvıltı ile ötüşerek
1. Salon penceresinin önündeki kafesinde cıvıl cıvıl şakıyordu kanarya.
1. Salon penceresinin önündeki kafesinde cıvıl cıvıl şakıyordu kanarya.
4. zarf , zarf , zarf , zarf , Canlı, hareketli olarak
1. Cıvıl cıvıl söylediğin türkü.
1. Cıvıl cıvıl söylediğin türkü.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Cıvıl cıvıl ötmek
1. Bir kuş durmadan cıvıldıyor.
1. Bir kuş durmadan cıvıldıyor.
1. isim , isim , isim , isim , Çivilemek işi
2. spor , spor , spor , spor , Topu karşı alana dikine indirmeye yarayan sert vuruş
3. zarf , zarf , zarf , zarf , Dimdik ve ayaküstü bir durumda (denize atlama)
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Bir şeyi bir yere çivi ile tutturmak, mıhlamak
2. Aynı noktaya sürekli olarak bakmak
1. Duvara sırtını verip çömeldi. Gözünü hamamcının geleceği yola çiviledi.
1. Duvara sırtını verip çömeldi. Gözünü hamamcının geleceği yola çiviledi.
3. -i , -i , mecaz , mecaz , -i , -i , mecaz , mecaz , Vurmak, öldürmek
4. -e , -e , mecaz , mecaz , -e , -e , mecaz , mecaz , Olduğu yerde hareketsiz bırakmak
1. Maçın sonuna kadar sanki koltuğuna çivilemişler, hiç kımıldamıyor.
1. Maçın sonuna kadar sanki koltuğuna çivilemişler, hiç kımıldamıyor.
5. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Sabitleştirmek, kesin olarak yerleştirmek
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Çivilenme ihtimali veya imkânı bulunmak
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Çivi ile tutturulmak, mıhlanmak
1. Yere çivilenmiş koca masayı sarsarken oda bir salıncak gibi sallanıyor.
1. Yere çivilenmiş koca masayı sarsarken oda bir salıncak gibi sallanıyor.
2. -e , -e , mecaz , mecaz , -e , -e , mecaz , mecaz , Bir yerde hareketsiz kalmak
1. -i , -i , -i , -i , Çivi çaktırmak
1. Ayakkabılarını çiviletti.
1. Ayakkabılarını çiviletti.
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Çivileme ihtimali veya imkânı bulunmak
2. Çivilemeye gücü yetmek
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Ansızın veya çabucak çivilemek
Telaffuz : çivileyi'vermek