Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
sökebilmek fiil
Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , Sökme ihtimali veya imkânı bulunmak

2. Sökmeyi becermek


sökel
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , halk ağzında , halk ağzında , sıfat , sıfat , halk ağzında , halk ağzında , Sakat (kimse), malul

2. Güçsüz

3. Hasta


soket
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kısa çorap


Lisan : Fransızca socquette

soket
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bir elektrik kablosunun ucunu oluşturan ve onu yapının bir bölümüne bağlayan parça


Lisan : Fransızca socket

sokma
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Sokmak işi

Örnek:

1. İnsanlar dünyayı ayrı ayrı zaviyelerden gördükleri gibi onu gönüllerinin arzu ettiği bir şekle sokmaya da çalışırlar.

1. İnsanlar dünyayı ayrı ayrı zaviyelerden gördükleri gibi onu gönüllerinin arzu ettiği bir şekle sokmaya da çalışırlar.


sokmak fiil

İlgili Kelimeler:

baldırsokan

Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , İçine veya arasına girmesini sağlamak

2. -e , -e , -e , -e , Bir yere girmesini sağlamak, içeri almak

Örnek:

1. Bizi içeriye aldı ve küçük bir odaya soktu.

1. Bizi içeriye aldı ve küçük bir odaya soktu.

3. Bıçak, çakı, iğne vb. batırmak, saplamak

4. Böcek, zehirli hayvan iğnesini batırmak veya ısırmak, zehirlemek

Örnek:

1. Otların arasında bacaklarını yılan sokar.

1. Otların arasında bacaklarını yılan sokar.

5. -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , Yasak bir malı gizlice getirmek veya götürmek

Örnek:

1. Ülkeye kaçak eşya sokmak.

1. Ülkeye kaçak eşya sokmak.

6. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Belli etmeden kötü bir malı vermek

Örnek:

1. Satıcı, elmaların çürüklerini sokmuş.

1. Satıcı, elmaların çürüklerini sokmuş.

7. -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , mecaz , mecaz , -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , mecaz , mecaz , Konuşma sırasında bir sözü, soruyu veya düşünceyi söyleyivermek

Örnek:

1. Asım fikrini birçok sözlerle sağlamlamaya uğraşırken araya: -Olmaz mı? Ne dersiniz?- gibi sualler soruyor, cevap istiyordu.

1. Asım fikrini birçok sözlerle sağlamlamaya uğraşırken araya: -Olmaz mı? Ne dersiniz?- gibi sualler soruyor, cevap istiyordu.

8. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Dokunaklı, kırıcı veya acı söz söylemek


sokman
Anlamı:

1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , Bir çeşit uzun konçlu çizme


sökme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Sökmek işi

Örnek:

1. Yazıları nihayet sökmeyi başardığında adamakıllı şaşırdı.

1. Yazıları nihayet sökmeyi başardığında adamakıllı şaşırdı.


sökmek fiil
Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , Bir şeyi bulunduğu yerden kuvvet kullanarak veya gevşeterek çıkarmak, çekip ayırmak

Örnek:

1. Bu çoban öyle güçlü görünüyor ki şu yandaki ağacı kavrasa dibinden söker götürür.

1. Bu çoban öyle güçlü görünüyor ki şu yandaki ağacı kavrasa dibinden söker götürür.

2. Kurulmuş bir şeyi parçalarına ayırmak

Örnek:

1. Makineyi sökmek.

1. Makineyi sökmek.

3. Rüzgâr, sel, akarsu, bir şeyi yerinden çıkarmak, götürmek

4. Geçip gitmeye engel olan zorlukları atlatmak

Örnek:

1. Araba çamuru sökemedi. Gemi akıntıyı söktü.

1. Araba çamuru sökemedi. Gemi akıntıyı söktü.

5. Karışık bir yazıyı okumak

Örnek:

1. Çok okunaksız bir yazı. Ben söker gibi oldum.

1. Çok okunaksız bir yazı. Ben söker gibi oldum.

6. Örülmüş, dikilmiş şeyin, örgüsünü veya dikişini ayırmak

7. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Balgam vb.nin çıkması, akması kolaylaşmak

8. -den , -den , -den , -den , Ayırmak, uzaklaştırmak, vazgeçirmek

Örnek:

1. Saplandığı fikirlerden sökemezdiniz.

1. Saplandığı fikirlerden sökemezdiniz.

9. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Okuyabilme becerisini kazanmak

Örnek:

1. Bunların Fransızcasını sökmek bir mesele, manalarını sökmek ikinci bir meseledir.

1. Bunların Fransızcasını sökmek bir mesele, manalarını sökmek ikinci bir meseledir.

10. nesnesiz , nesnesiz , argo , argo , nesnesiz , nesnesiz , argo , argo , Geçmek, etki yapmak

Örnek:

1. Ne yaparsın, dedi, burada böyle söküyor!

1. Ne yaparsın, dedi, burada böyle söküyor!

11. nesnesiz , nesnesiz , teklifsiz konuşmada , teklifsiz konuşmada , nesnesiz , nesnesiz , teklifsiz konuşmada , teklifsiz konuşmada , Gelmeye başlamak veya çıkagelmek

Örnek:

1. Şermin'le Nermin tam bir saat sonra yani saat beş buçukta söktüler.

1. Şermin'le Nermin tam bir saat sonra yani saat beş buçukta söktüler.


şokola
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Çikolata, şeker, su veya sütle yapılan sıcak içecek


Lisan : Fransızca chocolat

sokra
Anlamı:

1. isim , isim , denizcilik , denizcilik , isim , isim , denizcilik , denizcilik , Güverte döşemelerinde iki ağacın uç uca gelmesiyle oluşan aralık


Lisan : Rumca

Telaffuz : so'kra

sokranma
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Sokranmak işi


sokranmak fiil
Anlamı:

1. nesnesiz , nesnesiz , halk ağzında , halk ağzında , nesnesiz , nesnesiz , halk ağzında , halk ağzında , Söylenmek, homurdanmak


sokturma
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Sokturmak işi


sokturmak fiil
Anlamı:

1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Sokma işini yaptırmak

Örnek:

1. Hayatımı kazandığımda senin elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam.

1. Hayatımı kazandığımda senin elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam.


söktürme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Söktürmek işi


söktürmek fiil

İlgili Kelimeler:

sidik söktürücü

Anlamı:

1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Sökme işini yaptırmak

Örnek:

1. O zamanlar sağlam dişi söktürüp yerine altın diş taktıran, böylece güzelleştiğine inanan insanlar hâlâ vardı.

1. O zamanlar sağlam dişi söktürüp yerine altın diş taktıran, böylece güzelleştiğine inanan insanlar hâlâ vardı.


soku
Anlamı:

1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , Taş dibek

Örnek:

1. Evlerinin önü bulgur sokusu / Yel estikçe gelir yârin kokusu

1. Evlerinin önü bulgur sokusu / Yel estikçe gelir yârin kokusu

2. Dibekte, havanda tahıl dövmeye yarayan tokmak


sökü otu
Anlamı:

1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , Baklagillerden, kumlu topraklarda yetişen bir bitki (Ornithopus)


sokucu
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , hayvan bilimi , hayvan bilimi , sıfat , sıfat , hayvan bilimi , hayvan bilimi , Sokma özelliği olan


sökük
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Sökülmüş

Örnek:

1. Ayağa kalkar, sandalyeyi sökük yerinden cepheye döndürür.

1. Ayağa kalkar, sandalyeyi sökük yerinden cepheye döndürür.

2. Dikişi sökülmüş


sökük dikmek
Anlamı:

1. sökülmüş olan bir şeyi onarmak

Örnek:

1. Teyzem buraya haftada üç defa sökük ve düğme dikmeye, çamaşırları tamir etmeye gelirdi.

1. Teyzem buraya haftada üç defa sökük ve düğme dikmeye, çamaşırları tamir etmeye gelirdi.


sökükçü
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Sökük dikip yama yapan kimse

Örnek:

1. Eve bir düzine sökükçü, terzi tutmaya kudretimiz var.

1. Eve bir düzine sökükçü, terzi tutmaya kudretimiz var.


sokulabilme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Sokulabilmek işi


sokulabilmek fiil
Anlamı:

1. -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , Sokulma ihtimali veya imkânı bulunmak

Örnek:

1. Böylece dil, evreni insana açar, insanın evren içine sokulabilmesini gerçekleştirir.

1. Böylece dil, evreni insana açar, insanın evren içine sokulabilmesini gerçekleştirir.