1. -i , -i , -i , -i , Bir şeyi bulunduğu yerden kuvvet kullanarak veya gevşeterek çıkarmak, çekip ayırmak
1. Bu çoban öyle güçlü görünüyor ki şu yandaki ağacı kavrasa dibinden söker götürür.
1. Bu çoban öyle güçlü görünüyor ki şu yandaki ağacı kavrasa dibinden söker götürür.
2. Kurulmuş bir şeyi parçalarına ayırmak
1. Makineyi sökmek.
1. Makineyi sökmek.
3. Rüzgâr, sel, akarsu, bir şeyi yerinden çıkarmak, götürmek
4. Geçip gitmeye engel olan zorlukları atlatmak
1. Araba çamuru sökemedi. Gemi akıntıyı söktü.
1. Araba çamuru sökemedi. Gemi akıntıyı söktü.
5. Karışık bir yazıyı okumak
1. Çok okunaksız bir yazı. Ben söker gibi oldum.
1. Çok okunaksız bir yazı. Ben söker gibi oldum.
6. Örülmüş, dikilmiş şeyin, örgüsünü veya dikişini ayırmak
7. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Balgam vb.nin çıkması, akması kolaylaşmak
8. -den , -den , -den , -den , Ayırmak, uzaklaştırmak, vazgeçirmek
1. Saplandığı fikirlerden sökemezdiniz.
1. Saplandığı fikirlerden sökemezdiniz.
9. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Okuyabilme becerisini kazanmak
1. Bunların Fransızcasını sökmek bir mesele, manalarını sökmek ikinci bir meseledir.
1. Bunların Fransızcasını sökmek bir mesele, manalarını sökmek ikinci bir meseledir.
10. nesnesiz , nesnesiz , argo , argo , nesnesiz , nesnesiz , argo , argo , Geçmek, etki yapmak
1. Ne yaparsın, dedi, burada böyle söküyor!
1. Ne yaparsın, dedi, burada böyle söküyor!
11. nesnesiz , nesnesiz , teklifsiz konuşmada , teklifsiz konuşmada , nesnesiz , nesnesiz , teklifsiz konuşmada , teklifsiz konuşmada , Gelmeye başlamak veya çıkagelmek
1. Şermin'le Nermin tam bir saat sonra yani saat beş buçukta söktüler.
1. Şermin'le Nermin tam bir saat sonra yani saat beş buçukta söktüler.