Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
kalkış yarışı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kura ile eşleşen iki otomobilin aynı anda başlayarak 402 metrelik düz ve asfalt bir zemini en kısa zamanda bitirmesine dayalı bir yarış, otodrag


kalkışa geçmek
Anlamı:

1. uçak havalanmak için pistten ayrılmak


kalkışabilme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kalkışabilmek işi


kalkışabilmek fiil
Anlamı:

1. -e , -e , -e , -e , Kalkışma ihtimali veya imkânı bulunmak


kalkışılma
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kalkışılmak durumu


kalkışılmak fiil
Anlamı:

1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Kalkışma işine konu olmak


kalkışma
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kalkışmak işi

2. İsyan, ayaklanma, kıyam


kalkışmak fiil
Anlamı:

1. -e , -e , -e , -e , Yetenek, imkân ve gücü aşan bir işe girişmek

Örnek:

1. Maziyi bilmek, sevmek ve hatırlamak başka, onu tekrar diriltmeye kalkışmak yine başkadır.

1. Maziyi bilmek, sevmek ve hatırlamak başka, onu tekrar diriltmeye kalkışmak yine başkadır.

2. Girişmek, başlamak, yeltenmek

Örnek:

1. Bunu haber alınca zavallı intihara kalkışmış.

1. Bunu haber alınca zavallı intihara kalkışmış.


kalkıverme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kalkıvermek işi


kalkıvermek fiil
Anlamı:

1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Çabucak kalkmak

Örnek:

1. Can havliyle silkinip toparlanarak ve bütün bağlarından sıyrılarak birdenbire ayağa kalkıvermiş.

1. Can havliyle silkinip toparlanarak ve bütün bağlarından sıyrılarak birdenbire ayağa kalkıvermiş.


Telaffuz : kalkı'vermek

kalkma
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kalkmak işi

Örnek:

1. Sabahları erken kalkmayı sevmeyen, gece geç yatan gececi kişilerdensiniz.

1. Sabahları erken kalkmayı sevmeyen, gece geç yatan gececi kişilerdensiniz.


kalkmak fiil

İlgili Kelimeler:

düşe kalka

Anlamı:

1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Gitmek üzere yerinden ayrılmak

Örnek:

1. Niye kalktınız, biraz daha otursaydınız.

1. Niye kalktınız, biraz daha otursaydınız.

2. -den , -den , -den , -den , Oturma durumundan dik duruma gelmek, doğrulmak

Örnek:

1. Annem yerinden kalktı, yanıma geldi, bir kolunu uzatarak omzuna doladı.

1. Annem yerinden kalktı, yanıma geldi, bir kolunu uzatarak omzuna doladı.

3. -den , -den , -den , -den , Uyanarak yataktan ayrılmak

Örnek:

1. İstemeye istemeye, altüst olmuş yataktan kalktım.

1. İstemeye istemeye, altüst olmuş yataktan kalktım.

4. Yukarı doğru yükselmek

Örnek:

1. Terazinin bir gözü inince öbürü kalkar.

1. Terazinin bir gözü inince öbürü kalkar.

5. Taşıtlar yola çıkmak

Örnek:

1. Tren saat onda kalktı.

1. Tren saat onda kalktı.

6. -den , -den , -den , -den , Uçmak, havalanmak

Örnek:

1. Uçak pistten kalktı.

1. Uçak pistten kalktı.

7. Yerinden ayrılıp yol almaya başlamak

Örnek:

1. Çıkın arabaya, kalkacak şimdi, kalacaksınız buracıkta!

1. Çıkın arabaya, kalkacak şimdi, kalacaksınız buracıkta!

8. -e , -e , -e , -e , Hayvan iki art ayağı üzerinde dik durum almak

Örnek:

1. At, art ayakları üzerine kalktı.

1. At, art ayakları üzerine kalktı.

9. Kabarmak, ayrılmak

Örnek:

1. Masanın kaplaması kalktı.

1. Masanın kaplaması kalktı.

10. Derlenip götürülmek

Örnek:

1. Ne zaman kalkacağını, nereye gömüleceğini bilmek, bildirmek mümkün değil.

1. Ne zaman kalkacağını, nereye gömüleceğini bilmek, bildirmek mümkün değil.

11. Hasta iyileşerek gezecek duruma gelmek

Örnek:

1. Hasta bir haftaya kadar kalkar.

1. Hasta bir haftaya kadar kalkar.

12. Varlığı, hayatı son bulmak

Örnek:

1. Halifelik kalktı.

1. Halifelik kalktı.

13. -den , -den , -den , -den , Yok olmak, artık bulunmamak

Örnek:

1. Ortalıktan kar kalkınca gelebilirim.

1. Ortalıktan kar kalkınca gelebilirim.

14. -e , -e , -e , -e , Girişmek, başlamak, davranmak, yeltenmek

Örnek:

1. Gözlüklerini takmadan okumaya kalktı.

1. Gözlüklerini takmadan okumaya kalktı.

15. Geçerli olmamak, geçerliğini yitirmek, geçmez olmak

Örnek:

1. Yasanın bu maddesi kalktı.

1. Yasanın bu maddesi kalktı.

16. Uygulanmaz olmak

Örnek:

1. Sıkıyönetim kalktı.

1. Sıkıyönetim kalktı.

17. Güncelliğini yitirmek

Örnek:

1. Bu âdet çoktan kalktı.

1. Bu âdet çoktan kalktı.

18. -e , -e , -e , -e , Bir durumdan başka bir duruma geçmek

Örnek:

1. Dörtnala kalkmak.

1. Dörtnala kalkmak.

2. Tırısa kalkmak.

2. Tırısa kalkmak.

19. -e , -e , -den , -den , -e , -e , -den , -den , Başka yere gitmek, taşınmak

Örnek:

1. O yıl çok geçmeden piyade taburu bizim ilçeden başka ilçeye kalktı.

1. O yıl çok geçmeden piyade taburu bizim ilçeden başka ilçeye kalktı.

20. -e , -e , -e , -e , Ayakta beklemek

Örnek:

1. Mektepte cezaya kalkmış gibi duruyorsun.

1. Mektepte cezaya kalkmış gibi duruyorsun.


kalkojen
Anlamı:

1. isim , isim , kimya , kimya , isim , isim , kimya , kimya , Periyodik dizgede, altıncı gruptaki oksijen, kükürt, selenyum, tellür, polonyum elementlerinin genel adı


Lisan : Fransızca chalcogène

Telaffuz : l ince okunur

kalkolitik
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bakırın kullanılmaya başlamasıyla nitelenen (tarih öncesi dönem)


Lisan : Fransızca chalcolitique

Telaffuz : l ince okunur

kallavi

İlgili Kelimeler:

kallavi fincan

Anlamı:

1. isim , isim , tarih , tarih , isim , isim , tarih , tarih , Vezir ve sadrazamların giydikleri bir tür kavuk

2. sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , Çok iri, kocaman


Lisan : Arapça ḳallāvī

Telaffuz : kalla:vi:, l ince okunur

kallavi fincan
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , İri, kulpsuz fincan

Örnek:

1. Kallavi fincanını çalkalayıp çalkalayıp diker, dibinde hiç telve bırakmamacasına!

1. Kallavi fincanını çalkalayıp çalkalayıp diker, dibinde hiç telve bırakmamacasına!


kalleş
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Sözünde durmayıp bir işin yüzüstü kalmasına yol açan

Örnek:

1. Gene gülümsüyordu ama artık kalleş bir hınç vardı gülümseyişinde.

1. Gene gülümsüyordu ama artık kalleş bir hınç vardı gülümseyişinde.

2. Birine gizlice kötülük eden


Lisan : Arapça ḳallāş

kalleşçe
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Kalleşe yaraşır

Örnek:

1. Falsolu vuruş kalleşçe bir aldatıştır.

1. Falsolu vuruş kalleşçe bir aldatıştır.

2. zarf , zarf , zarf , zarf , (kalle'şçe) Kalleşe yaraşır bir biçimde

Örnek:

1. Gerçeği söylemek, ömrünün son yıllarını yaşayan bu yaşlı Osmanlı paşasını görmezliğinden kalleşçe faydalanarak alnının ortasından tabancayla vurmak gibi geliyordu.

1. Gerçeği söylemek, ömrünün son yıllarını yaşayan bu yaşlı Osmanlı paşasını görmezliğinden kalleşçe faydalanarak alnının ortasından tabancayla vurmak gibi geliyordu.


kalleşlik
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kalleş olma durumu

2. Kalleşçe davranış

Örnek:

1. Kalleşliğin binbir çeşidi apaçık görünüyordu bu gülüşte.

1. Kalleşliğin binbir çeşidi apaçık görünüyordu bu gülüşte.


kalleşlik etmek
Anlamı:

1. sözünde durmayarak döneklik etmek

2. birine gizlice kötülük etmek


kalma

İlgili Kelimeler:

kalma durumu, babadan kalma, dededen kalma

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kalmak işi

Örnek:

1. Asıl derdi, tumturaklı sözler, bitimsiz tartışmalarla gözünü boyayıp birazcık yanında kalmamı sağlamak.

1. Asıl derdi, tumturaklı sözler, bitimsiz tartışmalarla gözünü boyayıp birazcık yanında kalmamı sağlamak.

2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Herhangi bir kimseden veya bir dönemden kalmış olan

Örnek:

1. Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk.

1. Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk.


kalma durumu
Anlamı:

1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Bulunma durumu


kalmak fiil

İlgili Kelimeler:

kala kala, geri kalmış

Anlamı:

1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek

Örnek:

1. Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı.

1. Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı.

2. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak

Örnek:

1. Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı.

1. Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı.

3. -de , -de , -de , -de , Konaklamak, konmak

Örnek:

1. Hemen karargâha yerleşmezsem ne geri dönebilir ne de otelde kalabilirdim.

1. Hemen karargâha yerleşmezsem ne geri dönebilir ne de otelde kalabilirdim.

4. -le , -le , -le , -le , Oturmak, yaşamak

Örnek:

1. Tam beş sene benimle beraber kaldı.

1. Tam beş sene benimle beraber kaldı.

5. Eğleşmek

6. Hayatını sürdürmek, yaşamak

Örnek:

1. O aileden bir bu çocuk kaldı.

1. O aileden bir bu çocuk kaldı.

7. Varlığını korumak, sürdürmek

Örnek:

1. Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı.

1. Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı.

8. -de , -de , -de , -de , Oyalanmak, vakit geçirmek

Örnek:

1. Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı.

1. Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı.

9. Sınıf geçmemek

Örnek:

1. Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de.

1. Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de.

10. -de , -de , -de , -de , İşlemez, yürümez duruma gelmek

Örnek:

1. Araba yarı yolda kaldı.

1. Araba yarı yolda kaldı.

11. -e , -e , -e , -e , İleriye atılmak, ertelenmek

Örnek:

1. Mahkeme ayın on sekizine kaldı.

1. Mahkeme ayın on sekizine kaldı.

12. -de , -de , -de , -de , Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak

Örnek:

1. Oda duman içinde kaldı.

1. Oda duman içinde kaldı.

13. -de , -de , -de , -de , Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek

Örnek:

1. Bugün iş maddesinde kaldık.

1. Bugün iş maddesinde kaldık.

14. -den , -den , -den , -den , Miras olarak geçmek

Örnek:

1. Çiftlik ana babasından kalmış.

1. Çiftlik ana babasından kalmış.

15. -den , -den , -den , -den , Yapamamak

Örnek:

1. Misafir geldi, gezmeden kaldık.

1. Misafir geldi, gezmeden kaldık.

16. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak

Örnek:

1. Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına.

1. Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına.

17. -le , -le , -le , -le , Yetinmek

Örnek:

1. Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı.

1. Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı.

18. -le , -le , -le , -le , Sınırlanmak

Örnek:

1. Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı.

1. Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı.

19. Herhangi bir durumu sürdürmek

20. yardımcı fiil , yardımcı fiil , yardımcı fiil , yardımcı fiil , Olmak, herhangi bir durumda bulunmak

Örnek:

1. Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık.

1. Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık.

21. yardımcı fiil , yardımcı fiil , yardımcı fiil , yardımcı fiil , Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur

Örnek:

1. Bakakalmak.

1. Bakakalmak.

2. Şaşakalmak.

2. Şaşakalmak.

3. Donakalmak. Şaşırıp kalmak. Donup kalmak.

3. Donakalmak. Şaşırıp kalmak. Donup kalmak.


kalmalı

İlgili Kelimeler:

kalmalı tümleç

Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Kalma durumunda olan


kalmalı tümleç
Anlamı:

1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Çoğu kez fiilin, bazen de adın anlamını tümleyen ve kalma durumunda bulunan dolaylı tümleç

Örnek:

1. Çocuklar evde yalnız oturuyorlar.

1. Çocuklar evde yalnız oturuyorlar.

2. O, dakikalarca ayakta alkışlandı.

2. O, dakikalarca ayakta alkışlandı.