92406 kayıt bulundu.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Çıtırdama ihtimali bulunmak
1. isim , isim , isim , isim , Çıtırdama sırasında çıkan sesin adı
1. Arkasından çıtırtılar, kısık sesler geliyordu.
1. Arkasından çıtırtılar, kısık sesler geliyordu.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Aşırı incelik, dayanıksızlık ve çekingenlik gösteren (kimse)
1. İstanbul'un çıtkırıldım hanımlarıyla benim gibi bir kaba asker geçinemez.
1. İstanbul'un çıtkırıldım hanımlarıyla benim gibi bir kaba asker geçinemez.
Telaffuz : çı'tkırıldım
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , `Çıt` sesi çıkarmak
1. Ateş çıtlıyor.
1. Ateş çıtlıyor.
1. -i , -i , -i , -i , Çıtlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
2. Çıtlatmaya gücü yetmek
1. -i , -i , -i , -i , Çabucak çıtlatmak
1. Arada fıkra da yazıver diye kulağıma çıtlatıverdi.
1. Arada fıkra da yazıver diye kulağıma çıtlatıverdi.
Telaffuz : çıtlatı'vermek
1. -i , -i , -i , -i , Bir şeyden `çıt` sesi çıkarmak
1. Asabiyetle parmaklarını çıtlattı.
1. Asabiyetle parmaklarını çıtlattı.
2. Antep fıstığının kabuğunu aralamak
3. İş parçalarının bazı yerlerini oyup çıkarmadan makasla kesmek
4. -e , -e , -i , -i , mecaz , mecaz , -e , -e , -i , -i , mecaz , mecaz , Bir kimseye, bilmediği bir şeyden ancak sezdirecek kadar söz etmek
1. Kim bana bu sevdanın sonu çıkmaz olduğunu hafif yollu çıtlatacak olsa kırılarak karşı çıkıyor, çıtlatana düşman kesiliyordum.
1. Kim bana bu sevdanın sonu çıkmaz olduğunu hafif yollu çıtlatacak olsa kırılarak karşı çıkıyor, çıtlatana düşman kesiliyordum.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Çıtlama ihtimali veya imkânı bulunmak
1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , Kara ağaçgillerden, düz kabuklu, kerestesi sert ve dayanıklı bir ağaç, çıtlık, menengiç (Celtis australis)
2. Bu ağacın mercimekten büyük, yuvarlak, buruk lezzette meyvesi