1. -i , -i , -i , -i , Bir şeyden `çıt` sesi çıkarmak
1. Asabiyetle parmaklarını çıtlattı.
1. Asabiyetle parmaklarını çıtlattı.
2. Antep fıstığının kabuğunu aralamak
3. İş parçalarının bazı yerlerini oyup çıkarmadan makasla kesmek
4. -e , -e , -i , -i , mecaz , mecaz , -e , -e , -i , -i , mecaz , mecaz , Bir kimseye, bilmediği bir şeyden ancak sezdirecek kadar söz etmek
1. Kim bana bu sevdanın sonu çıkmaz olduğunu hafif yollu çıtlatacak olsa kırılarak karşı çıkıyor, çıtlatana düşman kesiliyordum.
1. Kim bana bu sevdanın sonu çıkmaz olduğunu hafif yollu çıtlatacak olsa kırılarak karşı çıkıyor, çıtlatana düşman kesiliyordum.