92406 kayıt bulundu.
1. isim , isim , isim , isim , Dağıtıcının yaptığı iş, distribütörlük
1. Kitap dağıtıcılığı.
1. Kitap dağıtıcılığı.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Kendinden geçmiş, sarhoş
1. Polis, dağıtık gazino müşterisini derdest edip götürdü.
1. Polis, dağıtık gazino müşterisini derdest edip götürdü.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Dağıtılma ihtimali veya imkânı bulunmak
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Çabucak dağıtılmak
Telaffuz : dağıtılı'vermek
1. isim , isim , isim , isim , Dağıtılmak işi
1. Gelin hanım, köşesine yerleştirildikten sonra şerbetler dağıtılmaya başladı.
1. Gelin hanım, köşesine yerleştirildikten sonra şerbetler dağıtılmaya başladı.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Dağıtma işi yapılmak, tevzi edilmek
1. Dışarıda, bahçede, meydanda bekleyen mektep çocuklarına birer külah şeker dağıtıldı.
1. Dışarıda, bahçede, meydanda bekleyen mektep çocuklarına birer külah şeker dağıtıldı.
dağıtım bürosu, dağıtımevi
1. isim , isim , isim , isim , Dağıtma işi, tevzi
1. Bunlar, matbaada basılan ve dağıtımı yapılan dergilerdi artık.
1. Bunlar, matbaada basılan ve dağıtımı yapılan dergilerdi artık.
2. Bir merkezden çeşitli yerlere gönderme işi
1. Gaz dağıtımı.
1. Gaz dağıtımı.
1. isim , isim , isim , isim , Dağıtım işiyle uğraşan kuruluş merkezi
Telaffuz : dağıtı'mevi
1. -i , -i , -i , -i , Çabucak veya ansızın dağıtmak
Telaffuz : dağıtı'vermek
1. isim , isim , isim , isim , Dağıtmak işi, tevzi
1. Çok geceler gözlerimi ovalaya ovalaya uykumu dağıtmaya çalışır, kendimi güç tutarak verilen işleri yapmaya uğraşırdım.
1. Çok geceler gözlerimi ovalaya ovalaya uykumu dağıtmaya çalışır, kendimi güç tutarak verilen işleri yapmaya uğraşırdım.
1. -i , -i , -i , -i , Toplu durumda bulunanları birbirinden uzaklaştırmak veya ayırmak
1. Düşman ordusunu çil yavrusu gibi dağıtırlardı.
1. Düşman ordusunu çil yavrusu gibi dağıtırlardı.
2. -i , -i , nesnesiz , nesnesiz , -i , -i , nesnesiz , nesnesiz , Belli bir orana göre bölüştürmek, pay etmek, tevzi etmek
1. Cebinden cüzdanını çıkarıp çocukları için harçlık dağıttı.
1. Cebinden cüzdanını çıkarıp çocukları için harçlık dağıttı.
3. Herhangi bir şeyi ayrı ayrı kimselere vermek
1. Selamlar dağıtarak telaşsız ve yorgun bana doğru yürüyordu.
1. Selamlar dağıtarak telaşsız ve yorgun bana doğru yürüyordu.
4. Bir şeyin veya bir yerin düzenini bozmak
1. Odayı dağıtmak. Kâğıtları dağıtmak.
1. Odayı dağıtmak. Kâğıtları dağıtmak.
5. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , İletmek, ulaştırmak
6. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Yenilgiye uğratmak
7. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Bir topluluğun varlığına son vermek, feshetmek
1. Kooperatifi dağıttılar.
1. Kooperatifi dağıttılar.
8. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Kurulu bir düzeni bozmak
9. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Etkisini, gücünü azaltmak, gidermek
10. nesnesiz , nesnesiz , mecaz , mecaz , nesnesiz , nesnesiz , mecaz , mecaz , Ne yaptığını bilmeyecek kadar içip kendinden geçmek
11. nesnesiz , nesnesiz , argo , argo , nesnesiz , nesnesiz , argo , argo , Değişik sebeplerle kendini koyuvermek, beklenmedik davranışlarda bulunmak
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Dağlama aracı
1. isim , isim , isim , isim , Tahta üzerine kızgın demirle yapılan bir resim türü, yakma resim, pirogravür
1. -i , -i , -i , -i , Kızgın bir demirle hayvan derisine damga vurmak
2. Akan kanı dindirmek veya hasta bölümleri ortadan kaldırmak için vücudun bir yerini kızdırılmış bir metal araçla yakmak
1. Kızgın maşa demirini al da kollarını dağla dese dağlayacakmışım.
1. Kızgın maşa demirini al da kollarını dağla dese dağlayacakmışım.
3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Çok sıcak, soğuk veya acı bir şey yakmak
1. Soğuk yüzünü dağladı. Biber ağzını dağladı.
1. Soğuk yüzünü dağladı. Biber ağzını dağladı.
4. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Acısı yüreğine işlemek