92406 kayıt bulundu.
belirli belirsiz, belirli geçmiş, belirli nesne
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Açık ve kesin olarak sınırlanmış veya kararlaştırılmış olan, muayyen
1. Öteki arkadaşımız da belirli saatte nöbetinin başında olacaktı.
1. Öteki arkadaşımız da belirli saatte nöbetinin başında olacaktı.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Yarı belirgin durumda, az çok belli olan
1. Belirli belirsiz incecik bir çizgi arasından gördüğü garip bir surat.
1. Belirli belirsiz incecik bir çizgi arasından gördüğü garip bir surat.
1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Fiilin belirttiği kavramın, içinde bulunan zamandan önce olup bittiğini kesinlikle bildiren, -dı / -di, -tı / -ti ekiyle kurulan kip, -di'li geçmiş: al-dı, bil-di, saç-tı, seç-ti vb
1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Belirtme durumu ekini almış, geçişli fiil durumunda olan yüklemle ilgili kelime veya kelime grubu
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Önce belli veya görünür olmayan bir şey ortaya çıkmak, tezahür etmek
1. Yarı yola yaklaştığında, köprünün karşı ucunda, ona doğru gelen bir karaltı belirdi.
1. Yarı yola yaklaştığında, köprünün karşı ucunda, ona doğru gelen bir karaltı belirdi.
2. Bir düşünce veya durum kesin bir biçim almak, tebellür etmek
1. Kafasında günden güne çeşitli düşünceler, çeşitli kaygılar beliriyordu.
1. Kafasında günden güne çeşitli düşünceler, çeşitli kaygılar beliriyordu.
3. İyice görünür ve anlaşılır bir durum almak, tebarüz etmek
1. İki kaşının arasında, yaşından ziyade asabiyetini ele veren birkaç çizgi belirdi.
1. İki kaşının arasında, yaşından ziyade asabiyetini ele veren birkaç çizgi belirdi.
belirsiz geçmiş, adı belirsiz, belirli belirsiz, belli belirsiz
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Belirli olmayan, belgisiz, gayrimuayyen, vuzuhsuz
1. Şimdi galiba belirsiz bir yerde bir esere çalışıyor.
1. Şimdi galiba belirsiz bir yerde bir esere çalışıyor.
2. Niteliği hakkında tam bir bilgi edinilemeyen, müphem
1. Bir ayağın yerlere sürtünmesinden çıkan, silik ve belirsiz sesi işitti.
1. Bir ayağın yerlere sürtünmesinden çıkan, silik ve belirsiz sesi işitti.
3. Bilinmeyen, meçhul
1. Küçük bir ekmek parçası üstüne konmuş, ne olduğu belirsiz yeşilliklerle yapılmış salata kendisine uzatılıyormuş.
1. Küçük bir ekmek parçası üstüne konmuş, ne olduğu belirsiz yeşilliklerle yapılmış salata kendisine uzatılıyormuş.
1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Fiilin belirttiği kavramın, içinde bulunulan zamandan önce olup bittiğini başkasından duyarak veya belirsiz olarak bildiren, -miş ekiyle kurulan kip, -miş'li geçmiş, naklî mazi: ağla-mış, gel-miş gibi
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Belirsizleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
2. Belirsizleşme gücü bulunmak
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Belirsiz bir duruma gelmek
1. -i , -i , -i , -i , Belirsizleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Belirsizleştirilme ihtimali veya imkânı bulunmak
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Belirsiz bir duruma getirilmek
adı belirsizlik, belli belirsizlik
1. isim , isim , isim , isim , Belirsiz olma durumu, belgisizlik, müphemiyet, vuzuhsuzluk
1. Belirsizliği yenebilmesi için önce onu nerede bulabileceğini bilmesi gerekiyordu.
1. Belirsizliği yenebilmesi için önce onu nerede bulabileceğini bilmesi gerekiyordu.
1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Adları yaklaşık, kabataslak belirten sıfat, belgisiz sıfat: bazı, birkaç, her, birtakım, filan vb