belirsiz geçmiş, adı belirsiz, belirli belirsiz, belli belirsiz
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Belirli olmayan, belgisiz, gayrimuayyen, vuzuhsuz
1. Şimdi galiba belirsiz bir yerde bir esere çalışıyor.
1. Şimdi galiba belirsiz bir yerde bir esere çalışıyor.
2. Niteliği hakkında tam bir bilgi edinilemeyen, müphem
1. Bir ayağın yerlere sürtünmesinden çıkan, silik ve belirsiz sesi işitti.
1. Bir ayağın yerlere sürtünmesinden çıkan, silik ve belirsiz sesi işitti.
3. Bilinmeyen, meçhul
1. Küçük bir ekmek parçası üstüne konmuş, ne olduğu belirsiz yeşilliklerle yapılmış salata kendisine uzatılıyormuş.
1. Küçük bir ekmek parçası üstüne konmuş, ne olduğu belirsiz yeşilliklerle yapılmış salata kendisine uzatılıyormuş.