92406 kayıt bulundu.
rayiç bedel, kira bedeli, nefaset bedeli, piyasa bedeli, satış bedeli, tayın bedeli
1. isim , isim , isim , isim , Değer, fiyat, kıymet
2. Bir şeyin yerini tutabilen karşılık
1. Buna bedel içimde mumlar, mumlar, mumlar yanan bir karanlık var.
1. Buna bedel içimde mumlar, mumlar, mumlar yanan bir karanlık var.
3. Başkasının adına ve onun parası ile hacca giden kimse
4. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Eşit, denk
1. Emsalini göremeyeceğiniz bir saadetle beş on dakika yaşarsınız ki bütün bir hayata bedeldir.
1. Emsalini göremeyeceğiniz bir saadetle beş on dakika yaşarsınız ki bütün bir hayata bedeldir.
5. askerlik , askerlik , askerlik , askerlik , Askerlik yapmamak veya yapılacak süreyi kısaltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para
1. Efrattan bedel alınıp alınmayacağına dair merkezden emir gelmişti.
1. Efrattan bedel alınıp alınmayacağına dair merkezden emir gelmişti.
6. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Bir ücret karşılığında çalışan kimse
Lisan : Arapça bedel
1. eskimiş , eskimiş , eskimiş , eskimiş , kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak
1. isim , isim , isim , isim , Bedel ödediği için askerliğini kısa süreli olarak yapan kimse
bedelli askerlik
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bedeli olan, bedel ödenilen
2. isim , isim , isim , isim , Bedelci
1. isim , isim , askerlik , askerlik , isim , isim , askerlik , askerlik , Askerlik çağına gelmiş gençlerin belirlenen miktardaki parayı ödeyerek yaptıkları kısa süreli vatani görev
bedelsiz ithalat
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bedeli olmayan, bedel ödenilmeyen
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Çok değerli
1. İstanbul'un bu bedelsiz, ince ve kendini çok ağır satan güzellerini de düşündüm.
1. İstanbul'un bu bedelsiz, ince ve kendini çok ağır satan güzellerini de düşündüm.
1. isim , isim , isim , isim , Yurt dışındaki işçilerin veya geçici görevle yurt dışına giden kamu görevlilerinin dönüşlerinde kendi mesleklerinin icrası veya kişisel kullanımları amacıyla getirdikleri mallar için yapılan düzenleme
beden cezası, beden dili, beden eğitimi, beden işçisi, beden terbiyesi, battal beden, sıfır beden, dümen bedeni, kale bedeni
1. isim , isim , isim , isim , Canlı varlıkların maddi bölümü, vücut
2. Vücudun, baş, kol ve bacak dışında kalan bölümü, gövde
1. Yemen halkı yaz günlerinde bedenlerini serinletmek için kabuğu kaynatıp içerler.
1. Yemen halkı yaz günlerinde bedenlerini serinletmek için kabuğu kaynatıp içerler.
3. Giysilerde ölçü
4. Kale duvarı
Lisan : Arapça beden
1. isim , isim , isim , isim , Duygu ve düşüncelerin yüz ifadesi, beden duruşu vb. yollarla anlatıldığı iletişim biçimi, vücut dili
1. isim , isim , spor , spor , isim , isim , spor , spor , Vücudu güçlendirmek ve sağlığı korumak amacıyla araçlı veya araçsız hareketler yapma, beden terbiyesi
1. isim , isim , spor , spor , isim , isim , spor , spor , Beden eğitimi
1. Basit beden terbiyesi hareketleri dahi muayyen kaidelere uymayı, çalışmayı, terlemeyi icap ettirir.
1. Basit beden terbiyesi hareketleri dahi muayyen kaidelere uymayı, çalışmayı, terlemeyi icap ettirir.
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Bedeniyle, vücuduyla
2. Beden gücüyle
Lisan : Arapça bedenen
Telaffuz : bede'nen
1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , Bedensel
1. Hastaları ziyarete gider, onlara bedenî yardımda bulunurlar.
1. Hastaları ziyarete gider, onlara bedenî yardımda bulunurlar.
Lisan : Arapça bedenī
Telaffuz : bedeni:
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Beden durumuna gelmek, beden hâli almak
1. Dokunmayla titreyiveren bir duyarlık ama gözyaşından tiksinen bir soyluluk, bedenleşen bir acı.
1. Dokunmayla titreyiveren bir duyarlık ama gözyaşından tiksinen bir soyluluk, bedenleşen bir acı.