92406 kayıt bulundu.
1. -i , -i , -i , -i , Becerme ihtimali veya imkânı bulunmak
1. On iki yaşındaki bir okul çocuğunun becerebileceği kadar şeyi yapmaya çabalardım.
1. On iki yaşındaki bir okul çocuğunun becerebileceği kadar şeyi yapmaya çabalardım.
2. Becerme gücü bulunmak
beceri yitimi
1. isim , isim , isim , isim , Elinden iş gelme durumu, ustalık, maharet
2. Kişinin yatkınlık ve öğrenime bağlı olarak bir işi başarma ve bir işlemi amaca uygun olarak sonuçlandırma yeteneği, maharet
3. spor , spor , spor , spor , Vücudun, yapılması güç alıştırmalara yatkın olması durumu
1. isim , isim , tıp , tıp , isim , isim , tıp , tıp , İnme veya duyusal bir bozukluk olmaksızın belirli bir amaca yönelik hareketi yapamama durumu, apraksi
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Becerisi olan, elinden iş gelen, usta, maharetli, mahir, mahirane
1. Halk, onun çok becerikli bir müdür olduğuna inanır.
1. Halk, onun çok becerikli bir müdür olduğuna inanır.
1. isim , isim , isim , isim , Becerikli olma durumu, ustalık, maharetlilik
1. İstanbul halkını, bilgisini, becerikliliğini siz temsil ediyorsunuz.
1. İstanbul halkını, bilgisini, becerikliliğini siz temsil ediyorsunuz.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Becerisi olmayan, usta olmayan, maharetsiz
1. O münasebetsiz ve beceriksiz adam, kısık bir sesle bütün gizli şeyleri anlattı.
1. O münasebetsiz ve beceriksiz adam, kısık bir sesle bütün gizli şeyleri anlattı.
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Beceriksiz bir biçimde, maharetsizce
1. Bu yazı ve şiirlerin hemen hepsi, partiyi çocukça, beceriksizce öven ilkel nesnelerdi.
1. Bu yazı ve şiirlerin hemen hepsi, partiyi çocukça, beceriksizce öven ilkel nesnelerdi.
Telaffuz : beceriksi'zce
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Beceriksiz bir duruma gelmek
1. isim , isim , isim , isim , Beceriksiz olma durumu, maharetsizlik
1. Başkaları fark etmeseler de ben kendi beceriksizliğim yüzünden foyayı meydana çıkarırım.
1. Başkaları fark etmeseler de ben kendi beceriksizliğim yüzünden foyayı meydana çıkarırım.
1. -i , -i , -i , -i , Güç görünen bir iş veya duruma çözüm bulmak, üstesinden gelmek
1. Birinin yardım etmesi gerek. Tek başına beceremezsin.
1. Birinin yardım etmesi gerek. Tek başına beceremezsin.
2. alay yollu , alay yollu , alay yollu , alay yollu , Bir şeyi kullanılmaz duruma getirmek, bozmak, kirletmek
1. Bayramlık elbiseni ilk giyişte becerdin.
1. Bayramlık elbiseni ilk giyişte becerdin.
3. argo , argo , argo , argo , Irzına geçmek, kirletmek
4. argo , argo , argo , argo , Birini öldürmek
1. isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , Serçegillerden, küçük bir kuş (Passer)
bedbaht, beddua, bednam
1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , Kötü, çirkin, tuhaf
Lisan : Farsça bed
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Besbelli, apaçık olma durumu
2. Bir konuda hazırlıksız konuşabilme yeteneği
Lisan : Arapça bedāhet
Telaffuz : beda:het
1. zarf , zarf , eskimiş , eskimiş , zarf , zarf , eskimiş , eskimiş , Ansızın
2. Düşünmeksizin
Lisan : Arapça bedāheten
Telaffuz : beda:he'ten
bedavadan ucuz
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Karşılıksız, parasız
1. Muharebe içinde herkese bedava şeker, pirinç, bulgur dağıtmış.
1. Muharebe içinde herkese bedava şeker, pirinç, bulgur dağıtmış.
2. Emeksiz, caba
3. Çok ucuz
4. zarf , zarf , zarf , zarf , Bedavadan
5. zarf , zarf , zarf , zarf , Herhangi bir bedel ödemeden
1. Bedava yaşıyoruz bedava / Hava bedava, bulut bedava / Dere tepe bedava
1. Bedava yaşıyoruz bedava / Hava bedava, bulut bedava / Dere tepe bedava
Lisan : Farsça bād + Arapça hevā
Telaffuz : beda:va
1. `masrafsız ve emeksiz elde edilen şeyler insana hoş gelir` anlamında kullanılan bir söz