92406 kayıt bulundu.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Kabarmak, şişmek
1. O akşam daha, oda kıyafeti ile fazlaca şişmanlaşıp çıkkınlaşmış gövdesinden ... başka acı haber izi görünmüyordu.
1. O akşam daha, oda kıyafeti ile fazlaca şişmanlaşıp çıkkınlaşmış gövdesinden ... başka acı haber izi görünmüyordu.
çıkma durumu, kola çıkma
1. isim , isim , isim , isim , Çıkmak işi
1. Bu evden çıkmam, mağlubiyeti kabul ederek mücadeleden kaçmam demekti.
1. Bu evden çıkmam, mağlubiyeti kabul ederek mücadeleden kaçmam demekti.
2. Bir yapının üst katlarından dışarıya doğru uzanmış bölüm, balkon
1. Balkonlar, kapalı açık çıkmalar, o zaman yasak edilmiş, hâlâ yasak, hâlâ yapılmıyor.
1. Balkonlar, kapalı açık çıkmalar, o zaman yasak edilmiş, hâlâ yasak, hâlâ yapılmıyor.
3. Hamamdan çıkarken kullanılan havlu ve kurulanma takımı, çıkacak
4. Bir yazı sayfasının kenarına metinle ilgili olarak yazılan ek, çıkıntı, derkenar
5. Desteklemek amacıyla verilen para
6. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Çıkmış
1. Saraydan çıkma İstanbul eşyalarını görünce bunların hakikatine inanmak lazım geldiğini anlamış.
1. Saraydan çıkma İstanbul eşyalarını görünce bunların hakikatine inanmak lazım geldiğini anlamış.
7. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Eski, kullanılmış
1. Çıkma jant.
1. Çıkma jant.
1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Ad soylu bir sözün taşıdığı kavramda çıkış bildiren, -dan / -den, - tan / -ten ekleri ile kurulan durum, ayrılma durumu, ablatif: okuldan, evden, sokaktan, işten vb
1. `elden gitti sandığımız bir şeyle ilgimiz büsbütün kesilmemişse gereken çabayı harcayarak onun elimizde kalmasını sağlayabileceğimizi umabiliriz` anlamında kullanılan bir söz
bata çıka, batçık, battıçıktı, zıpçıktı
1. -den , -den , -den , -den , İçeriden dışarıya varmak, gitmek
1. Ortalık ağarırken bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık.
1. Ortalık ağarırken bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık.
2. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek
1. Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı.
1. Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı.
3. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak
1. Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum.
1. Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum.
4. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek
1. Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık.
1. Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık.
5. Süresi dolduğunda ayrılmak
1. Daireden çıkmak. Hastaneden çıkmak. Cezaevinden çıkmak.
1. Daireden çıkmak. Hastaneden çıkmak. Cezaevinden çıkmak.
6. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Yapılmak, yürümek
1. Bu dairede işler kolay çıkmaz.
1. Bu dairede işler kolay çıkmaz.
7. Yetişecek ölçüde olmak
1. Bu kumaştan bir palto çıkar mı?
1. Bu kumaştan bir palto çıkar mı?
8. Eksilmek
1. Dörtten iki çıkarsa iki kalır.
1. Dörtten iki çıkarsa iki kalır.
9. Meydana gelmek
1. Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır.
1. Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır.
10. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Sıyrılmak, ayrılmak
1. Bebeğin patiği çıktı.
1. Bebeğin patiği çıktı.
11. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak
1. Borçlu çıkmak. Kârlı çıkmak. Alacaklı çıkmak.
1. Borçlu çıkmak. Kârlı çıkmak. Alacaklı çıkmak.
12. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek
1. Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra.
1. Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra.
13. -i , -i , -i , -i , Bir şeyin yukarısına doğru yürümek
1. Uzun, dik merdivenli bir yokuşu çıktık.
1. Uzun, dik merdivenli bir yokuşu çıktık.
14. nesnesiz , nesnesiz , -de , -de , nesnesiz , nesnesiz , -de , -de , Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak
1. Sularda bakteri çıktı.
1. Sularda bakteri çıktı.
15. -e , -e , -e , -e , Yetkili birinin makamına iş için gitmek
1. Başkana çıkmak.
1. Başkana çıkmak.
16. -e , -e , -e , -e , Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak
1. Arkadaşa piyango çıkmış. Bize yine gezi çıktı. Bu işten size de bir şey çıkar.
1. Arkadaşa piyango çıkmış. Bize yine gezi çıktı. Bu işten size de bir şey çıkar.
17. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Bir konu yetkililerce karara bağlanmak
18. -e , -e , -e , -e , Mal olmak
1. Bu ev dört milyara çıktı.
1. Bu ev dört milyara çıktı.
19. -e , -e , -e , -e , Oyunda herhangi bir rolü oynamak
1. Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı.
1. Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı.
20. -e , -e , -e , -e , Bir yere ulaşmak, varmak
1. Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar.
1. Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar.
21. -e , -e , -e , -e , Karaya ayak basmak
1. 1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım.
1. 1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım.
22. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Yayılmak, duyulmak
1. Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu.
1. Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu.
23. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Olmak, bulunmak, var olmak
1. Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı.
1. Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı.
24. -e , -e , -e , -e , Bir iddia ile ortalıkta görünmek
1. Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın.
1. Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın.
25. nesnesiz , nesnesiz , -den , -den , nesnesiz , nesnesiz , -den , -den , Yayılmak
1. Lağımdan pis kokular çıkıyor.
1. Lağımdan pis kokular çıkıyor.
26. -e , -e , -e , -e , Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek
1. Güreşte ona çıkacak kimse yok.
1. Güreşte ona çıkacak kimse yok.
27. -e , -e , -e , -e , Bulaşmak
1. Kravatın boyası gömleğe çıktı.
1. Kravatın boyası gömleğe çıktı.
28. -i , -i , -i , -i , Binaya kat eklemek
1. Evin ikinci katını çıkmadan havalar bozuldu.
1. Evin ikinci katını çıkmadan havalar bozuldu.
29. -e , -e , -e , -e , Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak
1. Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı?
1. Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı?
30. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Niteliği sonradan anlaşılmak
1. Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı.
1. Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı.
31. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Belirmek, tanınmak
1. Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı.
1. Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı.
32. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak
1. Akıllı çıktı da arkadaşına uymadı.
1. Akıllı çıktı da arkadaşına uymadı.
33. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Yerinden oynamak
1. Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı.
1. Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı.
34. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Görünür veya belli bir durumda bulunmak
1. Tencerenin bakırı çıktı. Zayıflıktan kemikleri çıkmış.
1. Tencerenin bakırı çıktı. Zayıflıktan kemikleri çıkmış.
35. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Oluşmak, olmak
1. Fırtına çıkmak. Soğuk çıkmak.
1. Fırtına çıkmak. Soğuk çıkmak.
36. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Piyasaya sürülmek
37. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Bitmek, büyümek, sürmek
1. Ekinler çıkmaya başladı. Bıyığı çıktı.
1. Ekinler çıkmaya başladı. Bıyığı çıktı.
38. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Verilmek
1. Maaş çıkmak. Emir çıkmak.
1. Maaş çıkmak. Emir çıkmak.
39. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Ay veya mevsim geçmek
1. Mart çıktı. Kış çıktı.
1. Mart çıktı. Kış çıktı.
40. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Yeni yetişip satışa sunulmak
1. Erik çıkmış. Çilek daha çıkmadı.
1. Erik çıkmış. Çilek daha çıkmadı.
41. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Yükselmek, artmak
1. Fiyatlar çıktı.
1. Fiyatlar çıktı.
42. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Artırmak, fiyatı yükseltmek
43. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Sesini yükseltmek
44. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Büyük abdest bozmak
45. nesnesiz , nesnesiz , -den , -den , nesnesiz , nesnesiz , -den , -den , Giderilmek, yok olmak
1. Leke çıktı.
1. Leke çıktı.
46. -den , -den , -den , -den , Unutmak
1. O söz benim hatırımdan çıkmadı.
1. O söz benim hatırımdan çıkmadı.
47. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Ay, Güneş görünmek
1. Hava açılmış, ay çıkmıştı.
1. Hava açılmış, ay çıkmıştı.
2. Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu.
2. Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu.
48. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Yayımlanmak
1. Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu.
1. Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu.
49. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Gelmek
1. Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti.
1. Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti.
50. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Gerçekleşmek
1. İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya!
1. İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya!
51. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak
1. Arabanın direksiyonu çıkmak.
1. Arabanın direksiyonu çıkmak.
52. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek
1. Ev, ev olmaktan çıktı.
1. Ev, ev olmaktan çıktı.
53. -le , -le , -le , -le , Flört etmek
1. Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım.
1. Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım.
54. -e , -e , -e , -e , Erişmek, görmek
1. Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım.
1. Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım.
55. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Harcamak zorunda kalmak
1. Paradan çıkmak. Bin liradan çıktım.
1. Paradan çıkmak. Bin liradan çıktım.
56. -i , -i , argo , argo , -i , -i , argo , argo , Vermeye katlanmak
1. Çık bakalım paraları!
1. Çık bakalım paraları!
1. isim , isim , isim , isim , Çıkma durumunda olma
1. Hâlbuki ayrılık acısına ve ayrılık seslerine, bildik çıkmaklığım gerekti.
1. Hâlbuki ayrılık acısına ve ayrılık seslerine, bildik çıkmaklığım gerekti.
çıkmalı tamlama, çıkmalı tümleç
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Çıkma durumunda olan
1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Tamlayanı çıkma durumunda olan ve tamlananı üçüncü kişi iyelik eki alan tamlama: İnsanlardan bazıları. Öğrencilerden ikisi gibi
1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Fiilin anlamını tamlayan ve çıkma durumunda bulunan dolaylı tümleç
1. Çocuklar evden çıktılar.
1. Çocuklar evden çıktılar.
çıkmaz sokak
1. isim , isim , isim , isim , Sonu kapalı, çıkış yeri olmayan, hiçbir yere ulaşamayan yol, sokak
1. Bu apartmanın olduğu çıkmazda bir garaj, bir eski ahır, üç esrarlı ve daima kapalı depodan başka bir şey yoktur.
1. Bu apartmanın olduğu çıkmazda bir garaj, bir eski ahır, üç esrarlı ve daima kapalı depodan başka bir şey yoktur.
2. sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , Çözüme ulaşmayan, çözüm yolu olmayan
1. şaka yollu , şaka yollu , şaka yollu , şaka yollu , işin hiçbir zaman yapılmayacağını anlatan bir söz
1. isim , isim , isim , isim , Girişi ve çıkışı aynı olan sokak
1. Biraz ötemizdeki çıkmaz sokaktan başka her yere çıkmak bana yasak edilmişti.
1. Biraz ötemizdeki çıkmaz sokaktan başka her yere çıkmak bana yasak edilmişti.
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Sonu olmayan olay, durum vb., boşuna çaba
1. bir iş çözümlenemeyecek, içinden çıkılmayacak bir duruma düşmek
1. Kıbrıs sorunu, şu ya da bu siyasal oyunla yeniden çıkmaza girecektir.
1. Kıbrıs sorunu, şu ya da bu siyasal oyunla yeniden çıkmaza girecektir.
1. bir işi, bir durumu çözümlenemez, güç bir duruma getirmek
1. Bu çelişki, kıyafetinin seçimi konusunda onu çıkmaza sokuyordu.
1. Bu çelişki, kıyafetinin seçimi konusunda onu çıkmaza sokuyordu.
1. çözüm bulamamak, çözümsüz durumda olmak
1. Şu sıralar tam bir çıkmazdayım anlayacağın.
1. Şu sıralar tam bir çıkmazdayım anlayacağın.
1. isim , isim , isim , isim , Kakaonun içerisine şeker, süt, fıstık, fındık vb. katılarak yapılan bir tür tatlı yiyecek
Lisan : İtalyanca cioccolata
1. isim , isim , isim , isim , Çikolata yapan veya satan kimse
2. Çok çikolata yiyen veya seven kimse
1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , Sık çalı