92406 kayıt bulundu.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bağışlaması olmayan
1. İlk flörtünün onu yüzüstü bırakarak başka bir kızla çıktığı zamanlardandı yüzündeki bağışlamasız hüzün.
1. İlk flörtünün onu yüzüstü bırakarak başka bir kızla çıktığı zamanlardandı yüzündeki bağışlamasız hüzün.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Bağışlanma ihtimali veya imkânı bulunmak, affedilebilmek
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Bağışlama işine konu olmak, affa uğramak, affedilmek, affolunmak
1. O mektuptan bağışlandıklarını da öğrenince bir otobüse atlayıp köye döndüler.
1. O mektuptan bağışlandıklarını da öğrenince bir otobüse atlayıp köye döndüler.
1. -i , -i , -i , -i , Bağışlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
2. Bağışlatma becerisi bulunmak
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Bağışlatma işine konu olmak
1. -i , -i , -i , -i , Bağışlama işini yaptırmak
1. Bir gün Abdullah'la karşılaşsak, kendimi bağışlatsam ne sevinirim kim bilir?
1. Bir gün Abdullah'la karşılaşsak, kendimi bağışlatsam ne sevinirim kim bilir?
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Bağışlama ihtimali veya imkânı bulunmak, affedebilmek
1. Yaptığın hareket doğru değildi ama ben gene de seni hoş görebilir hatta bağışlayabilirim.
1. Yaptığın hareket doğru değildi ama ben gene de seni hoş görebilir hatta bağışlayabilirim.
2. Bağışlama becerisi bulunmak
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Çabucak bağışlamak
Telaffuz : bağışlayı'vermek
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri, sözleşme yapan, âkit
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Bağıtlanma ihtimali veya imkânı bulunmak