92406 kayıt bulundu.
1. isim , isim , isim , isim , Şaşı olma durumu
2. tıp , tıp , tıp , tıp , Göz kaslarının kasılması sırasında eş güdüm bozukluğu dolayısıyla gözlerin aynı noktaya odaklanmaması, görüntünün ağ tabaka üzerine uygun noktaya düşmemesi durumu
1. -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , Şaşkınlığa uğranılmak
1. Cidden şaşılacak şeyler yapıyor.
1. Cidden şaşılacak şeyler yapıyor.
1. nesnesiz , nesnesiz , halk ağzında , halk ağzında , nesnesiz , nesnesiz , halk ağzında , halk ağzında , Kokuşmak, tefessüh etmek
1. çok şaşırmak, büyük bir şaşkınlığa düşmek
1. Beni ilk defa dersler dışında konuşup gülerken görüyor, şaşırıp kalıyorlardı.
1. Beni ilk defa dersler dışında konuşup gülerken görüyor, şaşırıp kalıyorlardı.
1. -e , -e , -e , -e , Beklenmeyen bir durum karşısında şaşırmak
Telaffuz : şaşırı'vermek
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Ne yapmak gerektiğini bilememek, nasıl davranacağını kestirememek, içinden çıkamamak
1. Genç kızlar erkeklerin iltifatlarına nasıl karşılık vereceklerini şaşırmışlardı.
1. Genç kızlar erkeklerin iltifatlarına nasıl karşılık vereceklerini şaşırmışlardı.
2. Doğru, gerçek ve gerekli olanı ayırt edemeyecek duruma gelmek
1. Hastasını muayene ederken başında bulundular mı, hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır, ya kalbi bulamaz ya nabzı şaşırır.
1. Hastasını muayene ederken başında bulundular mı, hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır, ya kalbi bulamaz ya nabzı şaşırır.
3. Herhangi bir durum karşısında şaşkınlık duymak, hayret etmek
1. -i , -i , -i , -i , Şaşırtma ihtimali veya imkânı bulunmak
1. Bilgiyi kurup iletmede konuşmanın başarısı şaşırtabilir çok kimseyi.
1. Bilgiyi kurup iletmede konuşmanın başarısı şaşırtabilir çok kimseyi.
2. Şaşırtma becerisi bulunmak
1. isim , isim , isim , isim , Beklenmeyen ve insanı şaşırtarak sevindiren veya üzen olay, beklenmedik durum, sürpriz
1. -i , -i , -i , -i , Şaşırmasına sebep olmak
1. İşte Galip, böyle bir muhitte herkesi şaşırtan büyük bir kabiliyetle meydana çıkıverdi.
1. İşte Galip, böyle bir muhitte herkesi şaşırtan büyük bir kabiliyetle meydana çıkıverdi.
2. Yanıltmak
3. bitki bilimi , bitki bilimi , bitki bilimi , bitki bilimi , Daha iyi yetişmelerini sağlamak için ağaç fidanlarının veya çiçek fidelerinin yerlerini değiştirmek
4. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Şaşkınlaşmak, şaşmak
1. sıfat , sıfat , hakaret yollu , hakaret yollu , sıfat , sıfat , hakaret yollu , hakaret yollu , Şaşı (kimse)
2. Şaşkın (kimse)
şaşkın şavalak
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Düşünceleri dağılmış, karışmış, ne yapacağını bilemez duruma gelmiş
1. Şaşkınım, çenem, dudaklarım, dilim sanki artık beni dinlemiyorlar.
1. Şaşkınım, çenem, dudaklarım, dilim sanki artık beni dinlemiyorlar.
2. Akılsız, sersem, budala
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Şaşkın şaşkın
1. Şehirler dümdüz edilmiş, fabrikalar yıkılmış, taş üstünde taş kalmamış. Sağ kalan talihsizler şaşkın şavalak etrafa bakınıyor.
1. Şehirler dümdüz edilmiş, fabrikalar yıkılmış, taş üstünde taş kalmamış. Sağ kalan talihsizler şaşkın şavalak etrafa bakınıyor.
1. şaşırtmak
1. Bir mektupla kadınlarınız sizi şaşkına çeviriyorlar.
1. Bir mektupla kadınlarınız sizi şaşkına çeviriyorlar.
1. beklenmedik bir durum karşısında şaşkınlaşmak
1. Bunlar da Mustafa Kemal'i ifratlı hareketlere, yanlış yollara sevk etmek töhmeti altında bunalmış, şaşkına dönmüş idiler.
1. Bunlar da Mustafa Kemal'i ifratlı hareketlere, yanlış yollara sevk etmek töhmeti altında bunalmış, şaşkına dönmüş idiler.
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Şaşkın bir biçimde, şaşkıncasına
Telaffuz : şaşkı'nca