92406 kayıt bulundu.
1. -i , -i , -i , -i , Çabucak kabartmak
1. Beni gömdükten sonra mezarımın toprağını balıksırtı kabartıverin.
1. Beni gömdükten sonra mezarımın toprağını balıksırtı kabartıverin.
Telaffuz : kabartı'vermek
kabartma tozu, alçak kabartma
1. isim , isim , isim , isim , Kabartmak işi
1. Pansiyon sahipleri, kirada gösterdikleri bu ehveniyeti diğer hileli muamelelerinde kabartmanın yolunu bilirler.
1. Pansiyon sahipleri, kirada gösterdikleri bu ehveniyeti diğer hileli muamelelerinde kabartmanın yolunu bilirler.
2. Bir biçimin veya bir süslemenin düz yüzey üzerindeki çıkıntısı
3. Kil, alçı, taş vb. işlenebilir gereçleri girintili çıkıntılı yüzeyler durumunda biçimlendirerek yapılan eser, rölyef
1. Bir sanatkâr eliyle alçıdan yapılmış, bembeyaz, tertemiz bir kabartma.
1. Bir sanatkâr eliyle alçıdan yapılmış, bembeyaz, tertemiz bir kabartma.
4. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Kabartılarak yapılan
1. Kabartma harita.
1. Kabartma harita.
1. isim , isim , isim , isim , Pasta, çörek vb. hamur işlerinde kabarmayı sağlayan toz, sodyum bikarbonat
1. -i , -i , -i , -i , Kabarmasını sağlamak, kabarmasına yol açmak
1. Vapur geri geri beyaz köpükler kabartarak açılmaya başlamış.
1. Vapur geri geri beyaz köpükler kabartarak açılmaya başlamış.
2. Toprağı tırmık, çapa vb. bir araçla karıştırmak, altüst etmek, yumuşatmak
1. biçim verilecek bir maddenin gereksiz yerlerini gidermek
2. bir yeri veya bir şeyi gelişigüzel, üstünkörü temizlemek
1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , Kabakulak
Telaffuz : kaba'şiş
1. isim , isim , isim , isim , Ordu iline bağlı ilçelerden biri
Özel: Evet
Telaffuz : kaba'taş
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bir şeyin ayrıntılarına girmeden ana çizgilerini belirten
1. Biz burada sadece tekâmül seyrine göre kabataslak bir tasnif denemesi yaptık.
1. Biz burada sadece tekâmül seyrine göre kabataslak bir tasnif denemesi yaptık.
Telaffuz : kaba'taslak
1. isim , isim , din bilgisi , din bilgisi , isim , isim , din bilgisi , din bilgisi , Mekke'de bulunan, Müslümanlarca kıble olarak kabul edilen ve hac ibadeti yapılırken tavaf edilen kutsal yer
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Bir kimsenin taptığı, kutsal saydığı yer
Özel: Evet
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Olabilir
1. Ben onu bir göreyim, dedi, kabil mi?
1. Ben onu bir göreyim, dedi, kabil mi?
Lisan : Arapça ḳābil
Telaffuz : ka:bil
bu kabîl
1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , Türlü, gibi, benzer
2. isim , isim , isim , isim , Tür, cins
Lisan : Arapça ḳabīl
1. olanaksız
1. Şu sırta kadar çıkmazsak kabil değil faciayı tamamıyla göremezsiniz, diyor.
1. Şu sırta kadar çıkmazsak kabil değil faciayı tamamıyla göremezsiniz, diyor.
1. isim , isim , toplum bilimi , toplum bilimi , isim , isim , toplum bilimi , toplum bilimi , Boy (II)
1. Avla geçinen bir kabile, bu gıdaları tesadüfe borçlu olduğuna inanabilir.
1. Avla geçinen bir kabile, bu gıdaları tesadüfe borçlu olduğuna inanabilir.
Lisan : Arapça ḳabīle
Telaffuz : kabi:le
1. isim , isim , isim , isim , Yetenek
1. Bence şairin asıl sanatı ruh anlarını ifade etmek hususundaki kabiliyetidir.
1. Bence şairin asıl sanatı ruh anlarını ifade etmek hususundaki kabiliyetidir.
Lisan : Arapça ḳābiliyyet
Telaffuz : ka:biliyet
1. `yetenekli çırak, ustasından daha usta olur` anlamında kullanılan bir söz
kabin amiri, banyo kabini, duş kabini, pilot kabini, telefon kabini
1. isim , isim , isim , isim , Küçük, özel bölme
1. Az sonra asansör kabininin çıkardığı sesi yeniden duydu.
1. Az sonra asansör kabininin çıkardığı sesi yeniden duydu.
2. Gemilerde, uçaklarda, uzay gemilerinde küçük bölme
3. Uçakta yolcuların oturduğu bölüm
4. Plajda soyunma yeri
1. Sonra kabinini gösterdi Özer'e. Hadi giyin, kabinimin kapısından gel al beni.
1. Sonra kabinini gösterdi Özer'e. Hadi giyin, kabinimin kapısından gel al beni.
Lisan : Fransızca cabine
1. isim , isim , isim , isim , Uçuş sırasında kabinin uçuş güvenliği ve yönetiminden kaptana karşı sorumlu olan hostes
1. duygularına engel olamayıp taşkın davranışlarda bulunmak
1. Aynı yazar bu kabına sığamayan oyuncunun el, kol, yüz kıpırtılarını da şöyle dile getirir.
1. Aynı yazar bu kabına sığamayan oyuncunun el, kol, yüz kıpırtılarını da şöyle dile getirir.