Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
burkabilmek fiil
Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , Burkma ihtimali veya imkânı bulunmak

2. Burkmaya gücü yetmek


burkma
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Burkmak işi


burkmak fiil
Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , Bir şeyi burar gibi ekseni etrafında döndürmek

Örnek:

1. Birinin kolunu burkmak.

1. Birinin kolunu burkmak.

2. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Burkulmak

Örnek:

1. Ayağım burktu.

1. Ayağım burktu.

3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Bazı yiyecekler, ağza kekre tat vermek


burkuk
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Burkulmuş olan

2. Hafif eğri

Örnek:

1. Çayları dağıtan çocuk saat takındığı kolunu burkuk tutuyor; herkes görsün, ilk kol saatini.

1. Çayları dağıtan çocuk saat takındığı kolunu burkuk tutuyor; herkes görsün, ilk kol saatini.


burkukluk
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Burkuk olma durumu


burkulabilme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Burkulabilmek işi


burkulabilmek fiil
Anlamı:

1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Burkulma ihtimali veya imkânı bulunmak


burkulma
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Burkulmak işi

Örnek:

1. İçimde bir burkulma olmasına rağmen bu cevap beni sevindirdi.

1. İçimde bir burkulma olmasına rağmen bu cevap beni sevindirdi.


burkulmak fiil
Anlamı:

1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Burkma işine konu olmak

2. Kol, parmak vb. birdenbire kendi eklemi üzerinde dönmek, bir zorlanma sonucunda incinmek

Örnek:

1. Kadınlar korktular, ayaklarında mutfak takunyaları burkularak bahçeye koştular.

1. Kadınlar korktular, ayaklarında mutfak takunyaları burkularak bahçeye koştular.

3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Üzüntü duymak


burkuluş
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Burkulma işi


burkuluverme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Burkuluvermek işi


burkuluvermek fiil
Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , Çabucak veya ansızın burkulmak


Telaffuz : burkulu'vermek

burkuntu
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , İç organlarda duyulan kasılma vb. hareketler

2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Üzüntü, sıkıntı, kırgınlık

Örnek:

1. Kalbimdeki burkuntuyu, hayatımdaki çöküntüyü anlatabilmek için iki şey söyleyeyim: Yapayalnız kaldım! Ağlayamıyorum!

1. Kalbimdeki burkuntuyu, hayatımdaki çöküntüyü anlatabilmek için iki şey söyleyeyim: Yapayalnız kaldım! Ağlayamıyorum!


burkuverme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Burkuvermek işi


burkuvermek fiil
Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , Çabucak veya ansızın burkmak


Telaffuz : burku'vermek

burlesk
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Sanat alanında ve özellikle edebiyatta rastlanan, komikliğe dayanan bir tür


Lisan : Fransızca burlesque

burma

İlgili Kelimeler:

sarığıburma

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Burmak işi

Örnek:

1. Ani bir diş ağrısı gibi, manevi bir sancı ruhumu burmaya başladı.

1. Ani bir diş ağrısı gibi, manevi bir sancı ruhumu burmaya başladı.

2. Sarığıburma

3. Burularak yapılmış altın bilezik

4. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Burulmuş, burularak yapılmış, kıvrılmış

Örnek:

1. Yoksa ben hiç de aptal, tutsak ruhlu, herhangi maskara herifin burma bıyıklarına hayran olan dişilerden değilim.

1. Yoksa ben hiç de aptal, tutsak ruhlu, herhangi maskara herifin burma bıyıklarına hayran olan dişilerden değilim.

5. Hadım etme, iğdiş etme

6. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Musluk

7. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Eğrilmek için bükülmüş yün

8. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Yaşken burularak kurutulan ot

Örnek:

1. Arabacılık, sararsın burmayı, çalarsın kamçıyı, haylarsın hayvanı geçer gidersin.

1. Arabacılık, sararsın burmayı, çalarsın kamçıyı, haylarsın hayvanı geçer gidersin.

9. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Kuru incir


burmak fiil
Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , Bir şeyi iki ucundan tutup ekseni etrafında ters yönlere çevirerek bükmek

Örnek:

1. Bazı sıkı zamanlarda öyle olur ki sırtımdan çıkan gömleği elimde burup sıktığım zaman, tekneden çıkmış çamaşır gibi zırıl zırıl su akar.

1. Bazı sıkı zamanlarda öyle olur ki sırtımdan çıkan gömleği elimde burup sıktığım zaman, tekneden çıkmış çamaşır gibi zırıl zırıl su akar.

2. İğdiş etmek

3. Ağza kekre tat vermek

Örnek:

1. Bu ayva ağzımı burdu.

1. Bu ayva ağzımı burdu.

4. Mide, bağırsak sancımak

5. Acıtmak


burnaz
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , İri ve uzun burunlu


burnu bile kanamamak
Anlamı:

1. zarar görmemek, yarasız beresiz olmak

2. tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak

Örnek:

1. Burunları bile kanamadan ganimete kavuşacaklardı.

1. Burunları bile kanamadan ganimete kavuşacaklardı.


burnu büyük
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , Kibirli (kimse)

Örnek:

1. Burnu büyüklerden demokrasiye ancak zarar gelir.

1. Burnu büyüklerden demokrasiye ancak zarar gelir.


burnu büyüklük
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Burnu büyük olma durumu

Örnek:

1. Çokları bunu, burnumun büyüklüğüne verir.

1. Çokları bunu, burnumun büyüklüğüne verir.


burnu büyümek
Anlamı:

1. kibirlenmek, büyüklenmek

Örnek:

1. Yalnız onun mu burnu büyüdü? Burnu büyüyen büyüyene!

1. Yalnız onun mu burnu büyüdü? Burnu büyüyen büyüyene!


burnu çenesine değmek
Anlamı:

1. çok yaşlanmak

Örnek:

1. Bu kez gelen, burnu çenesine değmiş bir acuzeydi.

1. Bu kez gelen, burnu çenesine değmiş bir acuzeydi.


burnu havada
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Çok kibirli

Örnek:

1. Ona kalsa evleneceğiz ama annesi beni istemiyormuş. Burnu havada kadının.

1. Ona kalsa evleneceğiz ama annesi beni istemiyormuş. Burnu havada kadının.