92406 kayıt bulundu.
1. -i , -i , -i , -i , Kendine yabancı gelen bir kimseye, duruma veya şeye alışamamak, ısınamamak
1. İçine paldır küldür yuvarlandığı bu curcunayı yadırgadı.
1. İçine paldır küldür yuvarlandığı bu curcunayı yadırgadı.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Yadırgama işi yapılmak
1. Bu partiyi kurmak isteyişi ilkin yadırganmıştır.
1. Bu partiyi kurmak isteyişi ilkin yadırganmıştır.
1. isim , isim , isim , isim , Yadırgatmak işi
1. Günümüzün yenilik sıtmasına tutulmuş sanatçılarını yadırgatmasını tabii görmek gerekir.
1. Günümüzün yenilik sıtmasına tutulmuş sanatçılarını yadırgatmasını tabii görmek gerekir.
1. -i , -i , -i , -i , Yadırgama işini yaptırmak, yadırgamasına yol açmak
1. Ama bizi, en azından Fahri'yle beni yadırgatan başka şeyler ortaya çıkmaya başladı.
1. Ama bizi, en azından Fahri'yle beni yadırgatan başka şeyler ortaya çıkmaya başladı.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Yabancı
1. Birbirini kovalayan delikanlı dokumacılar, yalınayak çocuklar, bütün bu gürültü, şamata ve kaynaşmayı alışmamış, yadırgı gözlerle seyreden memleket uşakları...
1. Birbirini kovalayan delikanlı dokumacılar, yalınayak çocuklar, bütün bu gürültü, şamata ve kaynaşmayı alışmamış, yadırgı gözlerle seyreden memleket uşakları...
1. isim , isim , isim , isim , Yadsımak işi, yokumsama, inkâr
2. mantık , mantık , mantık , mantık , Bir yargıdan onun karşıtı olan yargıya geçme, nefiy
1. -i , -i , -i , -i , Yaptığı bir işi, söylediği sözü veya tanık olduğu bir şeyi yapmadığını, bilmediğini söylemek, yaptığını saklamak, inkâr etmek
1. Söylediklerini sonradan yadsımış, duyduğu güvensizliği ortaya koymuştur.
1. Söylediklerini sonradan yadsımış, duyduğu güvensizliği ortaya koymuştur.
2. İlgili, bağlı bulunduğu bir şeye yabancı kalmak
1. Değerlerimizden kopmadan, şanlı geçmişimizi yadsımadan bir orta yol aramalıyız.
1. Değerlerimizden kopmadan, şanlı geçmişimizi yadsımadan bir orta yol aramalıyız.
3. Var olan bir şeyi yok saymak, yokumsamak
1. isim , isim , isim , isim , Yadsınmak işi
1. Yeniye varmak için eskinin hırpalanmasını, az çok yadsınmasını da anlarım.
1. Yeniye varmak için eskinin hırpalanmasını, az çok yadsınmasını da anlarım.
1. -i , -i , -i , -i , Yadsıma ihtimali veya imkânı bulunmak
1. Gene de her dilde iyice belirtilebilen bazı kuralların olduğunu kim yadsıyabilir?
1. Gene de her dilde iyice belirtilebilen bazı kuralların olduğunu kim yadsıyabilir?
1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , Kalın kabuklu, çekirdekli bir portakal türü
1. isim , isim , isim , isim , Üzerine asıldığı veya yapıştırıldığı şeylerle ilgili bir bilgi veren yazılı kâğıt parçası
1. Bir şeye ad koymak, satışa çıkarılan malın üzerine yafta asmaya benzetilebilir.
1. Bir şeye ad koymak, satışa çıkarılan malın üzerine yafta asmaya benzetilebilir.
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Kişiye isnat edilen haksız suçlama
Lisan : Farsça yāfte
Telaffuz : ya'fta
1. -i , -i , -i , -i , Yafta asmak
2. Etiketlemek
3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Duyurmak, ilan etmek
1. Bir ülke hakkında da bu terimler aşağı bir kategoriyi yaftalamakta idiler.
1. Bir ülke hakkında da bu terimler aşağı bir kategoriyi yaftalamakta idiler.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Yafta asılmak veya yapıştırılmak
2. Tanınmak, nitelenmek, şöhret bulmak
1. Bir garip adam, bir egzotik şair diye yaftalanan Asaf Hâlet Çelebi'yi yakından tanımak fırsatını buldum.
1. Bir garip adam, bir egzotik şair diye yaftalanan Asaf Hâlet Çelebi'yi yakından tanımak fırsatını buldum.
yağ aldırma, yağ bezi, yağ çubuğu, yağ doku, yağ ekletme, yağ göstergesi, yağhane, yağ hücresi, yağ kesesi, yağ kutusu, yağ küpü, yağ lambası, yağ mantısı, yağ marulu, yağölçer, yağ şalgamı, yağ taşı, yağ tulumu, yağ uru, yağ yakıt, ağır yağ, bitkisel yağ, ince yağ, kalın yağ, katı yağ, madenî yağ, sadeyağ, sağyağ, sarı yağ, sıvı yağ, alabalık yağı, ayçiçeği yağı, badem yağı, balık yağı, balina yağı, ban yağı, bezir yağı, böbrek yağı, büryan yağı, cila yağı, çiçek yağı, çöz yağı, defne yağı, domuz yağı, don yağı, fındık yağı, gaz yağı, gres yağı, gül yağı, güneş yağı, hacı yağı, haşhaş yağı, Hint yağı, içyağı, iğ yağı, inek yağı, kandil yağı, karanfil yağı, katran yağı, kekik yağı, kenevir yağı, kuyruk yağı, makine yağı, mangal yağı, manuka yağı, mısır yağı, motor yağı, neft yağı, pamuk yağı, reçine yağı, sığla yağı, silindir yağı, soya yağı, susam yağı, taş yağı, tereyağı, Tonya yağı, Trabzon yağı, yağlama yağı, yapak yağı, yer yağı, zaç yağı, zeytinyağı
1. isim , isim , isim , isim , Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde
2. Vazelin, mazot gibi yağları andıran ve sanayide kullanılan bir mineral madde
1. Yağı tükenmiş motor gibi duraklamış, kalmıştı.
1. Yağı tükenmiş motor gibi duraklamış, kalmıştı.
3. Vücudun, atılması gereken amonyak, üre vb. maddelerini içine alarak deriden sızan ve ter kokusunu veren madde
4. Güzel kokulu bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
1. Gül yağı.
1. Gül yağı.
5. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Abartılı övgü
1. isim , isim , isim , isim , Yüksek vakum basıncıyla deri altı yağ dokusunun alınması