92406 kayıt bulundu.
1. ansızın verilen bir kararla yola çıkıldığını anlatan bir söz
1. Pek sıkıldık mı atla bir vapura, ver elini İstanbul.
1. Pek sıkıldık mı atla bir vapura, ver elini İstanbul.
1. isim , isim , isim , isim , Camlı taraça
1. Dipteki zaviyeden içeriye doğru veranda şeklinde bir girinti yapıp salonun cumba köşesine dayanır.
1. Dipteki zaviyeden içeriye doğru veranda şeklinde bir girinti yapıp salonun cumba köşesine dayanır.
2. Üstü kapalı ve çevresi camlı balkon
1. Onu, odamın penceresinden, her sabah kahvaltıdan önce, verandada bir aşağı bir yukarı volta vururken görürdüm.
1. Onu, odamın penceresinden, her sabah kahvaltıdan önce, verandada bir aşağı bir yukarı volta vururken görürdüm.
Lisan : Fransızca véranda
Telaffuz : vera'nda
veraset ilamı, veraset ve intikal vergisi
1. isim , isim , biyoloji , biyoloji , isim , isim , biyoloji , biyoloji , Kalıtım
2. hukuk , hukuk , hukuk , hukuk , Mirasta hak sahibi olma
1. Hatta türedi ortaklar da çıkacak, veraset bile düzülecek, soy sop iddialarına girilecekti.
1. Hatta türedi ortaklar da çıkacak, veraset bile düzülecek, soy sop iddialarına girilecekti.
Lisan : Arapça verās̱et
Telaffuz : vera:set
1. isim , isim , hukuk , hukuk , isim , isim , hukuk , hukuk , Bir kimsenin, bir miras bırakanın mirasçısı olduğunu gösteren ve mahkemeden alınan resmî belge
1. isim , isim , hukuk , hukuk , isim , isim , hukuk , hukuk , Ölenin vârislerine kalan mal ve paradan alınan vergi
1. isim , isim , fizik , fizik , isim , isim , fizik , fizik , Bir borudan bir saniyede geçen suyun miktarı
2. Bir iletken telden bir saniyede geçen elektriğin miktarı
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Verme işini yaptırmak, vermesini sağlamak
1. isim , isim , tarih , tarih , isim , isim , tarih , tarih , Bir kalenin veya tahkim edilmiş bir yerin teslimi
Lisan : Sırpça
1. -i , -i , -i , -i , Verme ihtimali veya imkânı bulunmak
1. Buna biz şimdi karar veremeyiz ama gelecek zaman karar verebilir.
1. Buna biz şimdi karar veremeyiz ama gelecek zaman karar verebilir.
2. Verme gücü bulunmak
alacak verecek
1. isim , isim , isim , isim , Birine verilmesi gereken para, borç, alacak karşıtı
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Birine vereceği olan, borçlu, alacaklı karşıtı
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Birinden para yönünden veya iyilik vb. yardımlar görerek borçlanan (kimse), medyun
kemik veremi
1. isim , isim , tıp , tıp , isim , isim , tıp , tıp , Herhangi bir organa ve en çok akciğerlere yerleşen Koch basilinin yol açtığı ateşli ve bulaşıcı bir hastalık, tüberküloz
1. Annemin genç yaşta veremden ölen rahmetli amcasını görmedim.
1. Annemin genç yaşta veremden ölen rahmetli amcasını görmedim.
2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bu hastalığa tutulmuş, veremli
1. Verem bir kadının duyguları.
1. Verem bir kadının duyguları.
Lisan : Arapça verem
1. verem hastalığına yakalanmak
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , sabırsızca davranmak
1. sıfat , sıfat , tıp , tıp , sıfat , sıfat , tıp , tıp , Vereme tutulmuş, müteverrim
1. Onu yalnız ince hastalığa münhasır zanneder, başka hastalıklara aldırmadığı hâlde, veremliden son derece çekinirdi.
1. Onu yalnız ince hastalığa münhasır zanneder, başka hastalıklara aldırmadığı hâlde, veremliden son derece çekinirdi.
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Mirasçılar
Lisan : Arapça veres̱e
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Karşılığı sonra ödenmek üzere, peşin karşıtı
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Özensiz, gönülsüz, önem vermeden
1. Çok veresiye iş görüyor.
1. Çok veresiye iş görüyor.
Telaffuz : vere'siye
1. malı parasını daha sonra vermek şartıyla almak
1. Bunların içinde Nihat'a istediği kadar veresiye alabileceğini söyleyenler de var.
1. Bunların içinde Nihat'a istediği kadar veresiye alabileceğini söyleyenler de var.
1. malı parasını daha sonra almak şartıyla vermek
1. Mütemadiyen veresiye veriyor ve müşteriler ay başında borç ödeyeceklerine Tevfik'e dert yanıyorlar.
1. Mütemadiyen veresiye veriyor ve müşteriler ay başında borç ödeyeceklerine Tevfik'e dert yanıyorlar.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bir köşeden karşı köşeye doğru kesilmiş, katlanmış veya konulmuş olan
1. Verev etek.
1. Verev etek.
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Verev biçimi verilerek
1. İpek mavi yorgan, düzgün bir biçimde verevine katlanmış, yarı yarıya açık duruyordu.
1. İpek mavi yorgan, düzgün bir biçimde verevine katlanmış, yarı yarıya açık duruyordu.