Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
vakıa
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Olgu

Örnek:

1. Bu bir vakıadır, inkâr edilemez.

1. Bu bir vakıadır, inkâr edilemez.


Lisan : Arapça vāḳiʿa

Telaffuz : va:kıa

vâkıâ
Anlamı:

1. zarf , zarf , zarf , zarf , Gerçi, her ne kadar ... ise de

Örnek:

1. Vâkıâ, bunlardan bir kısmını unutmamıştım.

1. Vâkıâ, bunlardan bir kısmını unutmamıştım.


Lisan : Arapça vāḳiʿā

Telaffuz : va:'kıa:

vakıf

İlgili Kelimeler:

vakfetmek, vakıf arazisi, vakıf malı, vakıfname, vakıf senedi, vakıf toprağı

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bir hizmetin gelecekte de yapılması için belli şartlarla ve resmî bir yolla ayrılarak bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk, para

2. Bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk ve paranın idare edildiği yer

Örnek:

1. Vakıf hayırları yalnız Mushaf vakıflarına ait değildir.

1. Vakıf hayırları yalnız Mushaf vakıflarına ait değildir.

3. Birçok kişi tarafından kurulan ve toplum yararına çalışmayı ilke edinen kuruluş

Örnek:

1. Feminizmi destekleyecek bir dernek yahut vakıf kuracaklarmış.

1. Feminizmi destekleyecek bir dernek yahut vakıf kuracaklarmış.


Lisan : Arapça vaḳf

vâkıf
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , Bilen, farkında olan

Örnek:

1. Demirci anladı, ses çıkarmadı, duvardan üç beş halka aldı, sanatına vâkıf bir adam sükûnetiyle değneğe taktı.

1. Demirci anladı, ses çıkarmadı, duvardan üç beş halka aldı, sanatına vâkıf bir adam sükûnetiyle değneğe taktı.

2. Bir şeyi vakıf durumuna getiren


Lisan : Arapça vāḳif

Telaffuz : va:kıf

vakıf arazisi
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bir vakfın mülkiyeti içinde olan arazi


vakıf kurmak
Anlamı:

1. belli bir hizmeti görmek için vakıf oluşturmak

Örnek:

1. Siyasi partiler vakıf kuramazlar.

1. Siyasi partiler vakıf kuramazlar.


vakıf malı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Vakfa devlet veya kişilerden devredilen ve üçüncü şahısların kullanması mümkün olmayan mal


vâkıf olmak
Anlamı:

1. bilmek, öğrenmek

Örnek:

1. Bu dünya ahvaline pek vâkıf olmayan cahillerin gönlünde de aynı üzüntü ve merak var.

1. Bu dünya ahvaline pek vâkıf olmayan cahillerin gönlünde de aynı üzüntü ve merak var.


vakıf senedi
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bir vakfın oluşumunu belgeleyen senet


vakıf toprağı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Vakfın mülkiyeti altında olan toprak veya arazi


vâkıflık
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Vâkıf olma durumu


vakıfname
Anlamı:

1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Vakfiye


Lisan : Arapça vaḳf + Farsça nāme

Telaffuz : vakıfna:me

vakit

İlgili Kelimeler:

vakit kaybetmeden, vakit vakit, vaktikerahet, vaktizamanında, ahir vakit, beş vakit, dar vakit, kimi vakit, tez vakit, akşam vakti, ezan vakti, horoz vakti, iftar vakti, ikindi vakti, imsak vakti, kerahet vakti, kuşluk vakti, namaz vakti, okuma vakti, öğle vakti, paydos vakti, sabah vakti, seher vakti, yatsı vakti, zeval vakti, bir vakitler

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Zaman

Örnek:

1. Mevsim mütehayyil, vakit akşamdı Bebek'te.

1. Mevsim mütehayyil, vakit akşamdı Bebek'te.

2. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler

Örnek:

1. Yemek vakti. Şimdi bunun vakti değil.

1. Yemek vakti. Şimdi bunun vakti değil.

3. Çağ

Örnek:

1. Vaktin bilginleri.

1. Vaktin bilginleri.

4. Belirlenmiş olan zaman

Örnek:

1. Kâhya, vakit gayri Süleyman, haber saldık gelecekler, pamuklar da kıvamına geldi, demişti.

1. Kâhya, vakit gayri Süleyman, haber saldık gelecekler, pamuklar da kıvamına geldi, demişti.

5. Zaman anlatan kelimelere belirtilen durumunda geldiğinde `iken` anlamı veren bir söz

6. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Geçim, para bakımından elverişli durum

Örnek:

1. Onun bu kadar para vermeye vakti yok.

1. Onun bu kadar para vermeye vakti yok.


Lisan : Arapça vaḳt

vakit geçirmek
Anlamı:

1. oyalanmak, uğraşmak


vakit kaybetmeden
Anlamı:

1. zarf , zarf , zarf , zarf , Hemen, derhâl


vakit kazanmak
Anlamı:

1. bir şeye ayrılan süreyi azaltmak

2. karşı tarafı oyalayarak kendi hazırlanma süresini uzatmak


vakit nakittir
Anlamı:

1. `zaman çok değerlidir, boş yere harcanmamalıdır` anlamında kullanılan bir söz


vakit öldürmek
Anlamı:

1. zamanı yararsız, gereksiz işlerle veya iş yapmadan geçirmek

Örnek:

1. Fakat sandal sahibi olur olmaz zaten yarı keyif, yarı kazanç için vakit öldürdüğü balıkçılık sanatında karar kılmıştı.

1. Fakat sandal sahibi olur olmaz zaten yarı keyif, yarı kazanç için vakit öldürdüğü balıkçılık sanatında karar kılmıştı.


vakit saat aramamak
Anlamı:

1. zamana hiç aldırmamak

Örnek:

1. Sabah, öğle, akşam gibi hani vakit saat aradıkları yok.

1. Sabah, öğle, akşam gibi hani vakit saat aradıkları yok.


vakit vakit
Anlamı:

1. zarf , zarf , zarf , zarf , Belli olmayan zamanlarda, ara sıra, zaman zaman

Örnek:

1. Bu sevincin arasında vakit vakit bir sıkıntı geliyor.

1. Bu sevincin arasında vakit vakit bir sıkıntı geliyor.


vakitçe
Anlamı:

1. zarf , zarf , zarf , zarf , Vakit bakımından, vakte göre

Örnek:

1. Adının çapkına çıkması, vakitçe ya da paraca cömert davranması yeterdi, kadınların hoşlanması için.

1. Adının çapkına çıkması, vakitçe ya da paraca cömert davranması yeterdi, kadınların hoşlanması için.


Telaffuz : vaki'tçe

vakitler hayrolsun
Anlamı:

1. `vaktinizi güzel geçirin, mutlu olun` anlamında kullanılan bir selamlama sözü


vakitli

İlgili Kelimeler:

vakitli vakitsiz

Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Zamanında yapılan, zamanında olan

Örnek:

1. Bu, vakitli bir iş sayılmaz.

1. Bu, vakitli bir iş sayılmaz.


vakitli vakitsiz
Anlamı:

1. zarf , zarf , mecaz , mecaz , zarf , zarf , mecaz , mecaz , Uygun zaman gözetmeden, gelişigüzel, rastgele zamanlarda, zamanlı zamansız

Örnek:

1. Su salası, gündüz, vakitli vakitsiz verilirdi.

1. Su salası, gündüz, vakitli vakitsiz verilirdi.


vakitlice
Anlamı:

1. zarf , zarf , zarf , zarf , Geç olmadan


Telaffuz : vakitli'ce