92406 kayıt bulundu.
1. isim , isim , ticaret , ticaret , isim , isim , ticaret , ticaret , Kabulün vadesinden önce poliçeyi kabul eden bankaya belirli bir tarihte belirli bir tutarın ödeneceğine dair anlaşmadan sonra bankanın açtığı kredi
1. isim , isim , isim , isim , Konak veya dairelerde konukların ağırlandıkları büyük oda
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Kabul töreni
1. isim , isim , isim , isim , Resmî konukların ağırlandığı büyük konuk salonu, kabul yeri
1. isim , isim , isim , isim , Resmî konukları ağırlama töreni, kabul resmi, resepsiyon
1. isim , isim , isim , isim , Kabul salonu
2. Otel vb. bir kuruluşta müşterilerle ilgilenen bölüm, resepsiyon
1. -i , -i , -i , -i , Kabullenmesini sağlamak
1. Sanat adına konuşmakta kendinde hak gören, her konuştuğunu da salt doğrudur diye karşısındakine kabullendirmek isteyen kimseler sardı etrafımızı.
1. Sanat adına konuşmakta kendinde hak gören, her konuştuğunu da salt doğrudur diye karşısındakine kabullendirmek isteyen kimseler sardı etrafımızı.
1. -i , -i , -i , -i , Çabucak veya kısa sürede kabullenmek
Telaffuz : kabulleni'vermek
1. -i , -i , -i , -i , Kabul etmek, benimsemek
1. Çakır, yenilişi kabullenmiş görünüyordu.
1. Çakır, yenilişi kabullenmiş görünüyordu.
2. İstemeyerek kendine mal etmek
1. Adamcağız bu baş belasını kabullendi.
1. Adamcağız bu baş belasını kabullendi.
1. isim , isim , isim , isim , Kabullenmiş olma durumu
1. Onun için üzülmeyecektim ama bu kabullenmişliği içimi burkuyordu.
1. Onun için üzülmeyecektim ama bu kabullenmişliği içimi burkuyordu.
1. isim , isim , anatomi , anatomi , isim , isim , anatomi , anatomi , Eğe kemiklerinin oluşturduğu kafes
1. Yüreğinde heyecan büyüdü büyüdü, göğsüne sığmayan bir gürültü kaburgalarını parçalayacaktı.
1. Yüreğinde heyecan büyüdü büyüdü, göğsüne sığmayan bir gürültü kaburgalarını parçalayacaktı.
2. Eğe (I)
3. denizcilik , denizcilik , denizcilik , denizcilik , Gemilerde dış kaplamanın dayandığı iskelet
Lisan : Yunanca
Telaffuz : kabu'rga
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Kaburgası olmayan
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Yılışık, dalkavuk
1. Bu kaburgasız insan yığınını İstanbul'da toplaştıran, oy ticaretidir.
1. Bu kaburgasız insan yığınını İstanbul'da toplaştıran, oy ticaretidir.
1. isim , isim , isim , isim , Karabasan
1. Dün gece bütün sinirlerimi bir kâbus işkencesinin zoru altına koyan buhranlı saatler yaşadım.
1. Dün gece bütün sinirlerimi bir kâbus işkencesinin zoru altına koyan buhranlı saatler yaşadım.
2. isim , isim , isim , isim , Acı, sıkıntı, korku veren olay
Lisan : Arapça kābūs
Telaffuz : kâ:bu:su
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Karabasan dolu, sıkıntılı ve korkulu
1. Zeynep yatağına dönünce derin ve kâbuslu bir uykuya daldı.
1. Zeynep yatağına dönünce derin ve kâbuslu bir uykuya daldı.