92406 kayıt bulundu.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Düzensiz, düzeni olmayan, karışık
1. Abdurrahman intizamsız fasılalarla hapşırıyordu.
1. Abdurrahman intizamsız fasılalarla hapşırıyordu.
1. isim , isim , isim , isim , Birinin gelmesini, bir şeyin olmasını bekleme, gözleme
1. Hastanede ilk günü ve ilk gecesi bu ümit ve intizar ile geçti.
1. Hastanede ilk günü ve ilk gecesi bu ümit ve intizar ile geçti.
2. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , İlenme, beddua, inkisar
Lisan : Arapça intiẓār
Telaffuz : intiza:rı
1. beklemek, gözlemek
2. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , ilenmek, beddua etmek
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , İndirme, indirilme
Lisan : Arapça inzāl
Telaffuz : inza:li
askerî inzibat
1. isim , isim , isim , isim , Sıkı düzen
1. Vali Bey'e söyleseniz böyle millî günlerde başka türlü inzibat ister.
1. Vali Bey'e söyleseniz böyle millî günlerde başka türlü inzibat ister.
2. Gözaltında tutma
3. askerlik , askerlik , askerlik , askerlik , Silahlı kuvvetlerde, ordudaki düzeni sağlamak amacıyla görevlendirilmiş er
Lisan : Arapça inżibāṭ
1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , Sıkı düzeni sağlayıcı, düzene bağlayıcı, insan davranışlarını sınırlayıcı, düzenleyici, baskı altına alıcı
1. Yalnız idarenin inzibati yetkilerini de kollamaya mecburuz.
1. Yalnız idarenin inzibati yetkilerini de kollamaya mecburuz.
Lisan : Arapça inżibāṭī
Telaffuz : inziba:ti:
1. isim , isim , isim , isim , İnzibatın işi
1. Bu inzibatlık işine bir türlü ısınamadım.
1. Bu inzibatlık işine bir türlü ısınamadım.
1. isim , isim , isim , isim , Düzensiz, başıboş olma
1. Vaadime sadık kalırım fakat inzibatsızlığa göz yummak olamaz.
1. Vaadime sadık kalırım fakat inzibatsızlığa göz yummak olamaz.
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Katılma, ulanma, eklenme
Lisan : Arapça inżimām
Telaffuz : inzima:mı
1. isim , isim , isim , isim , Toplum hayatından kaçıp tek başına yaşama
1. Yalnızlık, huzur ve inziva arayanlar buralara gelmeli.
1. Yalnızlık, huzur ve inziva arayanlar buralara gelmeli.
2. din bilgisi , din bilgisi , din bilgisi , din bilgisi , Dış dünyayla bütün bağlarını keserek Tanrı'yla birleşebilmek için insanın kendi içine kapanması
Lisan : Arapça inzivāʾ
Telaffuz : inziva:
ip cambazı, ip iskelesi, ip merdiven, ip torba, ipucu, ipi çürük, ipi kırık, yağlı ip, çamaşır ipi, çırpı ipi, diş ipi, İngiliz ipi
1. isim , isim , isim , isim , İplik
1. Tavandan ip yumakları, urganlar, gemici fenerleri sarkardı.
1. Tavandan ip yumakları, urganlar, gemici fenerleri sarkardı.
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Asarak öldürme cezası
1. ipin iki ucunun tutularak çevrilmesiyle, ipe ayağını ve başını değdirmeden zıplamak
1. isim , isim , isim , isim , İki direk arasında, yüksekte gerilmiş ip üzerinde gösteriler yapan cambaz
1. `bir durum, en zayıf yerinden patlak verir` anlamında kullanılan bir söz
1. isim , isim , isim , isim , Temel uygulaması için yapı tabanının bir metre kadar dışına çepeçevre çekilen ahşap çerçeve, telaro
1. `iki kişi arasındaki kırgınlığın giderilebilmesi için kırgınlık nedeninin ortadan kaldırılması gerekir` anlamında kullanılan bir söz
1. isim , isim , isim , isim , İpten örülmüş, çoğunlukla gemilerde kullanılan merdiven, örcin