Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
Bektaşi sırrı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Gizli tutulan şey


Bektaşi üzümü
Anlamı:

1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , Taşkırangillerden bir çalı (Ribes grossularia)

2. Bu çalının mayhoş, nohut büyüklüğünde, ak veya kara yemişi


bektaşikavuğu
Anlamı:

1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , Büyük ve güzel çiçekler veren, ılık iklimlerde yetişen bir kaktüs (Echinocactus)


Bektaşilik
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bektaşi tarikatı

2. Bu tarikata mensup olma durumu


Özel: Evet

bel
Anlamı:

1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , İşaret


bel

İlgili Kelimeler:

bel ağrısı, bel bağı, bel evladı, bel fıtığı, belgevşekliği, bel kemeri, belkemiği, bel kemiği, bel kündesi, belsoğukluğu, beli bükük, yarı bel, yol bel, etek belde, elibelinde, eteği belinde, kantarı belinde

Anlamı:

1. isim , isim , anatomi , anatomi , isim , isim , anatomi , anatomi , İnsan bedeninde göğüsle karın, sırtla kalçalar arasında daralmış bölüm

Örnek:

1. Kolum, boynundan beline doğru kayıyor.

1. Kolum, boynundan beline doğru kayıyor.

2. anatomi , anatomi , anatomi , anatomi , Bu bölümün, sırtın altına rastlayan bölgesi

Örnek:

1. Bel ağrısı.

1. Bel ağrısı.

3. anatomi , anatomi , anatomi , anatomi , Hayvanlarda omuz başı ile sağrı arası

4. Dağ sırtlarında geçit veren çukur yer

Örnek:

1. Çıksam yüksek bellere gün eylesem / Acep nazlı yâr duyar mı ola?

1. Çıksam yüksek bellere gün eylesem / Acep nazlı yâr duyar mı ola?

5. Geminin orta bölümü

6. Bardak, şişe, vazo vb.nin ortasındaki dar bölüm


bel
Anlamı:

1. isim , isim , fizyoloji , fizyoloji , isim , isim , fizyoloji , fizyoloji , Meni


bel
Anlamı:

1. isim , isim , fizik , fizik , isim , isim , fizik , fizik , Ses şiddetiyle ilgili birim


Telaffuz : Graham Bell özel adından

bel

İlgili Kelimeler:

çatal bel

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Toprağı aktarmaya veya işlemeye yarayan, uzun saplı, ayakla basılacak yeri tahta, ucu sivri kürek veya çatal biçiminde bir tarım aracı


Lisan : Farsça bel

bel ağrısı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bel çevresinde oluşan ve duyulan ağrı


bel bağı
Anlamı:

1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , Bel kemeri


bel bağlamak
Anlamı:

1. birisinin kendisine yardımcı olacağına inanmak, güvenmek

Örnek:

1. Ne var ki böyle araçlara biz pek bel bağlayamayız.

1. Ne var ki böyle araçlara biz pek bel bağlayamayız.


bel bel
Anlamı:

1. zarf , zarf , halk ağzında , halk ağzında , zarf , zarf , halk ağzında , halk ağzında , `Aptalca, anlamsızca, donuk bir biçimde bakmak` anlamlarındaki bel bel bakmak deyiminde geçen bir söz, mel mel


bel bellemek
Anlamı:

1. toprağı belle kazmak


bel etmek
Anlamı:

1. işaret koymak, işaret vermek


bel evladı
Anlamı:

1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , Bir kimsenin öz çocuğu


bel fıtığı
Anlamı:

1. isim , isim , tıp , tıp , isim , isim , tıp , tıp , Bel omurlarının arasında oluşan fıtık


bel kemeri
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Elbise üzerinden bele dolayarak bir toka ile tutturulan, deri, kumaş veya metalden yapılan özel bağ, bel bağı


bel kemiği
Anlamı:

1. isim , isim , anatomi , anatomi , isim , isim , anatomi , anatomi , Omurganın beli oluşturan bölümü, oma, amudufıkari

Örnek:

1. Suriye'de bel kemiğine bir kurşun dokunmuştu.

1. Suriye'de bel kemiğine bir kurşun dokunmuştu.


bel kırmak
Anlamı:

1. kırıtmak, salınmak


bel kündesi
Anlamı:

1. isim , isim , spor , spor , isim , isim , spor , spor , Güreşte ellerin arkadan gelip hasmın göbeği üzerinde kilitlenmesiyle kündeleme


bel vermek
Anlamı:

1. duvar gibi dik şeyler dışarıya veya tavan gibi yatay şeyler aşağıya doğru kamburlaşmak

Örnek:

1. İsli tavan bel vermiş, duvarları içeri kamburlaşmıştı.

1. İsli tavan bel vermiş, duvarları içeri kamburlaşmıştı.

2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , herhangi bir konuda destek olmak


bela

İlgili Kelimeler:

defibela, güç bela, püsküllü bela, tatlı bela, yedi bela, zor bela, ar belası, baş belası, gönül belası, namus belası, hatır belasına

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , İçinden çıkılması güç, sakıncalı durum

Örnek:

1. Kumar, toplum için büyük bir beladır.

1. Kumar, toplum için büyük bir beladır.

2. Büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse

Örnek:

1. Hayatta dipdiri yanmak belasından da kurtulmuştum.

1. Hayatta dipdiri yanmak belasından da kurtulmuştum.

3. Hak edilen ceza

Örnek:

1. Allah belasını verdi.

1. Allah belasını verdi.


Lisan : Arapça belā

Telaffuz : bela:, l ince okunur

bela (veya belasını) aramak
Anlamı:

1. kavga çıkarmak için fırsat kollamak

Örnek:

1. Geceleyin belanı arama, haydi nereden geldinse bas git oraya.

1. Geceleyin belanı arama, haydi nereden geldinse bas git oraya.


bela çıkarmak
Anlamı:

1. kavga çıkarmak