92406 kayıt bulundu.
1. sıkıntı vermek, tedirgin etmek, musallat olmak
1. Yazdığın mektuplar, yaptığın itiraflar, anlattığın sırlar cümleten başına bela olur sonradan.
1. Yazdığın mektuplar, yaptığın itiraflar, anlattığın sırlar cümleten başına bela olur sonradan.
1. sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , Kimseden izin almaksızın dilediği gibi davranan (kimse), failimuhtar
1. birine verilmek istenilen bir şeyin öfke ve nefretle geri çevrildiğini anlatmak için kullanılan bir söz
1. birinden yüz bulup ona karşı pek şımarıkça davranmak
1. Hizmetçi kadınlarla içli dışlı olmamak, onlara mesafeli davranmak gerekirdi, yoksa başınıza çıkarlardı.
1. Hizmetçi kadınlarla içli dışlı olmamak, onlara mesafeli davranmak gerekirdi, yoksa başınıza çıkarlardı.
1. birine, haberi olmadan kötü duruma düşürücü davranışta bulunmak
1. Ya başına bir çorap ördürürse?
1. Ya başına bir çorap ördürürse?
1. kendini kötü ve zor bir duruma düşürmek
1. Giderayak başımıza yeni bir dert açmayasın!
1. Giderayak başımıza yeni bir dert açmayasın!
1. bir kimse veya olay, sıkıntı vermek
1. Artık açıkça mahallenin başına dert olmaya başlamış.
1. Artık açıkça mahallenin başına dert olmaya başlamış.
2. Nereden buraya gelmiş, âlemin başına dert kesilmişti.
2. Nereden buraya gelmiş, âlemin başına dert kesilmişti.
1. birinin yanından uzaklaşmamak, onu denetim altında bulundurmak
2. bir işi yaptırmak için birinin yanında ayakta durmak
3. bir şeyin yanında ve ayakta beklemek
1. Gidip iskelenin başına dikiliyor, gelen yolcuyu buyur etmek için.
1. Gidip iskelenin başına dikiliyor, gelen yolcuyu buyur etmek için.
1. birini veya bir şeyi korumak için bir kimseyi görevlendirmek
1. Başıma bir nöbetçi diktikten sonra bırakıp gitti.
1. Başıma bir nöbetçi diktikten sonra bırakıp gitti.
2. bir içeceği kabı yukarı kaldırarak sonuna dek içmek
1. Orada alışmışlar, su yerine lık lık lık bira şişesini dikerlermiş başlarına, içerlermiş.
1. Orada alışmışlar, su yerine lık lık lık bira şişesini dikerlermiş başlarına, içerlermiş.
1. büyük felaket getirmek
1. Sonradan Kayabaşı'nın başına ve bizim başımıza dünyanın belasını saracak kadar zengindik.
1. Sonradan Kayabaşı'nın başına ve bizim başımıza dünyanın belasını saracak kadar zengindik.
1. sıkıntı yaratmak, üzüntü vermek
1. Devletin başına sayısız gaileler açmak yolunda hiçbir fırsatı kaçırmadı.
1. Devletin başına sayısız gaileler açmak yolunda hiçbir fırsatı kaçırmadı.
1. başına giymek
1. Şapkasını başına geçirdi.
1. Şapkasını başına geçirdi.
2. bir şeyi öfke ile birisinin başına vurmak
1. Şimdi tencereyi başına geçiririm!
1. Şimdi tencereyi başına geçiririm!
1. en üstün yeri almak, önderlik yapmak
1. Onları bahçeye toplayarak, başlarına geçerek akşama kadar âdeta kudurturdum.
1. Onları bahçeye toplayarak, başlarına geçerek akşama kadar âdeta kudurturdum.
Ön Takı : (birinin)
1. görevi altında bulundurmak
2. bir işin yönetimini ele almak
3. bir işi yapmaya başlamak
4. bir şeyin etrafında toplanmak, yer almak
1. Adam ağır adımlarla gelip masanın başına geçiyor.
1. Adam ağır adımlarla gelip masanın başına geçiyor.
Ön Takı : (bir şeyin)
1. `başından bir iş geçmiş olan kimse o işte deneyimli olur, uğradığı zarara bir daha uğramamak için önlem alır` anlamında kullanılan bir söz
1. beklenmedik, şaşırtıcı bir olay veya durumla karşılaşmak
1. Onu dinledikten sonra olanaklı olduğunca ilişkimizi gizleyerek Mine'nin başına gelenleri anlatıyorum.
1. Onu dinledikten sonra olanaklı olduğunca ilişkimizi gizleyerek Mine'nin başına gelenleri anlatıyorum.
Ön Takı : (birinin)