92406 kayıt bulundu.
1. isim , isim , isim , isim , Yavşan otu
Lisan : İtalyanca veronica
Telaffuz : veroni'ka
1. isim , isim , isim , isim , Yorum
1. Üç versiyon hâlinde işleyen bir oyunuma 'Lütfen Dokunmayın' adını boşuna koymamıştım.
1. Üç versiyon hâlinde işleyen bir oyunuma 'Lütfen Dokunmayın' adını boşuna koymamıştım.
2. ticaret , ticaret , bilişim , bilişim , ticaret , ticaret , bilişim , bilişim , Sürüm
Lisan : Fransızca version
1. isim , isim , tıp , tıp , isim , isim , tıp , tıp , Denge yitimi ve göz kararmasının eşlik ettiği geçici hareket yitimi, baş dönmesi
Lisan : İngilizce vertigo
1. isim , isim , isim , isim , `Acımadan, hiçbir şey düşünmeden saldırmak, yok etmek, bol bol harcamak veya acımasızca söylemek` anlamlarındaki veryansın etmek deyiminde geçer
1. Adam hiç alttan almıyor, o da ona veryansın ediyor.
1. Adam hiç alttan almıyor, o da ona veryansın ediyor.
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Belgeler, vesikalar
Lisan : Arapça ves̱āʾiḳ
Telaffuz : vesa:ik
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Diğer
1. Banyo, tuvalet, vesair kısımlar, o ne temizlik, o ne genişlik, insanın yüzüne gülen o ne ferahlıktı.
1. Banyo, tuvalet, vesair kısımlar, o ne temizlik, o ne genişlik, insanın yüzüne gülen o ne ferahlıktı.
Lisan : Arapça ve + sāʾir
Telaffuz : vesa:ir
1. isim , isim , isim , isim , Ve benzeri
1. Biz yollarda eğer bulabilirsek başımıza gölge verecek kadar hurma dalı, ot vesaire topluyorduk.
1. Biz yollarda eğer bulabilirsek başımıza gölge verecek kadar hurma dalı, ot vesaire topluyorduk.
Lisan : Arapça ve + sāʾire
Telaffuz : vesa:ire
vesaitinakliye
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Araçlar, vasıtalar
1. Efendiler, aynı günde muhtelif vesaitle şu protestoyu gönderdim.
1. Efendiler, aynı günde muhtelif vesaitle şu protestoyu gönderdim.
Lisan : Arapça vesāʾiṭ
Telaffuz : vesa:it
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Taşımada kullanılan araçlar
Lisan : Arapça vesāʾiṭ + naḳliyye
Telaffuz : vesa:itinakliye
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Vasilik
1. Vesayet ve himaye altına giren bir devlet istiklalini yitirir.
1. Vesayet ve himaye altına giren bir devlet istiklalini yitirir.
Lisan : Arapça veṣāyet
Telaffuz : vesa:yet
vesika fotoğrafı
1. isim , isim , isim , isim , Belge
1. Evimize sokacağımız hizmetçinin belediye vesikasını sormamak bizde öteden beri âdet olmuştur.
1. Evimize sokacağımız hizmetçinin belediye vesikasını sormamak bizde öteden beri âdet olmuştur.
Lisan : Arapça ves̱īḳa
Telaffuz : vesi:ka
1. isim , isim , isim , isim , Vesikalık fotoğraf
1. Vesika fotoğrafında adamakıllı sarışın, gürbüz bir sima gülüyordu.
1. Vesika fotoğrafında adamakıllı sarışın, gürbüz bir sima gülüyordu.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Belgesi olan
2. Genelevde çalışmak için elinde resmî izin kâğıdı bulunan (kadın)
1. İki elin kanda olsa gel diyor / Telgrafın / Nasıl unuturum seni ben / Vesikalı yârim
1. İki elin kanda olsa gel diyor / Telgrafın / Nasıl unuturum seni ben / Vesikalı yârim
vesikalık fotoğraf, vesikalık resim
1. isim , isim , isim , isim , Vesikalık fotoğraf
2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Vesika için gerekli olan
1. isim , isim , isim , isim , Resmî belge için gerekli olan, yüzün belirgin olarak seçildiği, belli ölçülerdeki fotoğraf, vesika fotoğrafı, vesikalık, vesikalık resim
1. mevcudu yeteri kadar bulunmayan ancak çok talep edilen bir şeyi belge karşılığı vermek
1. Aynı teşkilat yünlüden, pamukludan giyecek eşyasını da vesikaya bağlamıştı.
1. Aynı teşkilat yünlüden, pamukludan giyecek eşyasını da vesikaya bağlamıştı.
1. isim , isim , isim , isim , Sebep, bahane
1. Arkadaşlar birer vesile ile dağıldılar ve beni Besim Bey'le yalnız bıraktılar.
1. Arkadaşlar birer vesile ile dağıldılar ve beni Besim Bey'le yalnız bıraktılar.
2. Elverişli durum, fırsat
1. Biz, ancak her vesile ile bize yapılan yersiz hakaretlere, istihfaf ve tezyiflere layık olmadığımızı söylüyoruz.
1. Biz, ancak her vesile ile bize yapılan yersiz hakaretlere, istihfaf ve tezyiflere layık olmadığımızı söylüyoruz.
Lisan : Arapça vesīle
Telaffuz : vesi:le
1. bir fırsatını kollamak
1. İkide birde içimizden birine çatmak için vesile arıyordu.
1. İkide birde içimizden birine çatmak için vesile arıyordu.
1. sebep yaratmak, bahane göstermek
1. Bir vesile bulup size takdim edilmek pek kolay bir iş oldu.
1. Bir vesile bulup size takdim edilmek pek kolay bir iş oldu.
1. uygun ortam oluşmak
1. Evinde bazen namaz kılar ancak bir vesile olursa camiye giderdi.
1. Evinde bazen namaz kılar ancak bir vesile olursa camiye giderdi.
1. ünlem , ünlem , ünlem , ünlem , `İşte o kadar, son söz şudur` anlamlarında kullanılan bir söz
1. İşsizlik kötü şey vesselam!
1. İşsizlik kötü şey vesselam!
2. `Kısacası` anlamında kullanılan bir söz
Lisan : Arapça vesselām
Telaffuz : ve'ssela:m, l ince okunur