1. -i , -i , -i , -i , Bir besin maddesini gerektiği kadar ısıda tutarak yenebilecek veya içilebilecek bir duruma getirmek
1. Ayşe Nine de onlara bir yorgunluk kahvesi pişiriyordu hem de denizcilerle yârenlik ediyordu.
1. Ayşe Nine de onlara bir yorgunluk kahvesi pişiriyordu hem de denizcilerle yârenlik ediyordu.
2. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Isı etkisiyle belirli bir kullanıma elverişli duruma getirmek
1. Tuğla pişirmek. Çömlek pişirmek.
1. Tuğla pişirmek. Çömlek pişirmek.
3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Çalışarak öğrenmek
4. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Olgunlaştırmak
5. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Bunaltacak kadar ısıtmak, yakmak
1. Bu ceket beni pişirdi.
1. Bu ceket beni pişirdi.