1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Çözme işine konu olmak
1. Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri / Atlarımız çözüldü girdik handan içeri
1. Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri / Atlarımız çözüldü girdik handan içeri
2. Gevşeyip yumuşamak, erimeye başlamak
3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Birliğini, beraberliğini yitirmek, dağılmak, parçalanmak
4. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Gevşemek, güçsüz kalmak
1. Acı haberi duyunca eli ayağı çözülmüş.
1. Acı haberi duyunca eli ayağı çözülmüş.
5. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Dağılmak, çökmek
1. Yunan cephesinin çözülüp Anadolu'dan çekilmesiyle yine sulh elde edilmez.
1. Yunan cephesinin çözülüp Anadolu'dan çekilmesiyle yine sulh elde edilmez.