hasta bakıcı, at bakıcısı, çocuk bakıcısı
1. isim , isim , isim , isim , Bakma işiyle görevlendirilen kimse
1. Ustanın anası yatalak oldu, yanına başka bir bakıcı kocakarı tuttum.
1. Ustanın anası yatalak oldu, yanına başka bir bakıcı kocakarı tuttum.
2. Genellikle çocuk, yaşlı ve hastalara bakma işiyle görevli kimse
3. Yeme içme, barınma ve eğitim karşılığında bakıcılık görevi yapan kimse
4. Bir şeyi satın almayı düşünmeden yalnızca bakarak ilgilenen kimse
1. Anlaşılıyor, alıcı değil, bakıcısın. Alıcı suratı yok sende pek.
1. Anlaşılıyor, alıcı değil, bakıcısın. Alıcı suratı yok sende pek.
5. Yabancı ülkede bir aile yanında kalarak eğitimini sürdüren ve aynı zamanda o evin çocuklarına bakan kimse
6. Falcı
1. Ondan sonra bakıcı hoca remil atsa nerede olduğumu bulamaz.
1. Ondan sonra bakıcı hoca remil atsa nerede olduğumu bulamaz.