Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
kader birliği etmek
Anlamı:

1. her zaman ve her yerde, her durumu birlikte yaşamak, her şeyi paylaşmak


kader çizgisi
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Alın yazısı

Örnek:

1. Bir dönme dolap gibidir kader çizgisi ailemde, bir iner bir çıkar ve hep aynı yerde durur.

1. Bir dönme dolap gibidir kader çizgisi ailemde, bir iner bir çıkar ve hep aynı yerde durur.


kader olmayınca kadir bilinmez
Anlamı:

1. `kişi talihsiz ise ne kadar iyi insan olursa olsun, değeri bilinmez` anlamında kullanılan bir söz


kaderci
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , felsefe , felsefe , sıfat , sıfat , felsefe , felsefe , Yazgıcı


kadercilik
Anlamı:

1. isim , isim , felsefe , felsefe , isim , isim , felsefe , felsefe , Yazgıcılık


kadere boyun eğmek
Anlamı:

1. yazgısını, talihini kabul etmek


kaderiye
Anlamı:

1. isim , isim , felsefe , felsefe , isim , isim , felsefe , felsefe , Kader anlayışını inkâr ederek insanların irade ve hareket özgürlüklerinin bulunduğunu ileri süren İslam felsefesi


Lisan : Arapça ḳaderiyye

kadersiz
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Kötü talihi olan

Örnek:

1. Gel kadersizim, kimsesizim, kadersiz oğlumun muratsız oğlu gel!

1. Gel kadersizim, kimsesizim, kadersiz oğlumun muratsız oğlu gel!

2. Uğursuz


kadersizlik
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kadersiz olma durumu


kadı

İlgili Kelimeler:

kadıboğan, kör kadı, köşe kadısı

Anlamı:

1. isim , isim , tarih , tarih , isim , isim , tarih , tarih , Tanzimata kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları


Lisan : Arapça ḳāī

kadı anlatışa göre fetva verir
Anlamı:

1. `haksız kişi, olayı kendisini haklı gibi göstererek anlatırsa dinleyen ona hak verir` anlamında kullanılan bir söz


kadıboğan
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Ceviz büyüklüğünde hamur yuvarlaklarının fırında pişirilmesinden sonra üzerine şerbet dökülerek hazırlanan bir tatlı türü


kadidi çıkmak
Anlamı:

1. çok zayıflamak, bir deri bir kemik durumuna gelmek

Örnek:

1. Sıtmalı arabacıların titredikleri, cılız, kadidi çıkmış öküzlerin iç ezici bir şekilde düşündükleri görülürdü.

1. Sıtmalı arabacıların titredikleri, cılız, kadidi çıkmış öküzlerin iç ezici bir şekilde düşündükleri görülürdü.

2. iskeleti görünmek


kadife

İlgili Kelimeler:

kadife çiçeği, kadife devrim, kadife elli, topkadife

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Yüzeyi belirli uzunlukta bırakılmış ham madde lifleriyle kaplı, parlak, yumuşak kumaş, velur

Örnek:

1. Kadifeye benzer dokumalı pahalı kumaştan paltolarını omuzlarına atmışlar.

1. Kadifeye benzer dokumalı pahalı kumaştan paltolarını omuzlarına atmışlar.

2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bu kumaştan yapılmış, bu kumaşla kaplanmış

Örnek:

1. Kadife bir mahfazayı usulcacık karısının yastığının altına koydu.

1. Kadife bir mahfazayı usulcacık karısının yastığının altına koydu.


Lisan : Arapça ḳaṭīfe

kadife çiçeği
Anlamı:

1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , Birleşikgillerden, çiçekleri genellikle parlak sarı renkte ve kadife görünümünde bir süs bitkisi, topkadife (Tagetes)

Örnek:

1. Ayşegül takunyalarını sürterek kadife ve inci çiçeklerinin arasında kaybolurken arkasından baktım.

1. Ayşegül takunyalarını sürterek kadife ve inci çiçeklerinin arasında kaybolurken arkasından baktım.


kadife devrim
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Renkli devrim


kadife elli
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Sporda elini becerikli bir biçimde kullanabilen (kimse)

2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Amaca yönelik olarak düşüncesini belli etmeden, hissettirmeden hareket eden (kimse)


kadife gibi
Anlamı:

1. yumuşak, pürüzsüz ve parlak (ses, ten vb.)


kadifeleşme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kadifeleşmek işi


kadifeleşmek fiil
Anlamı:

1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Yumuşamak, samimi olmak, içtenleşmek

Örnek:

1. Gözlerinde kadifeleşen bir şefkatle yüzüme bakıyordu.

1. Gözlerinde kadifeleşen bir şefkatle yüzüme bakıyordu.


kadifeleştirme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kadifeleştirmek işi


kadifeleştirmek fiil
Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , Kadifeleşmesine yol açmak

Örnek:

1. Siyah gözlerimin bakışlarını biraz kadifeleştiren bir ihtiyatla, hayat tatlarını kaçırmayalım, der gibi bir hâli vardı.

1. Siyah gözlerimin bakışlarını biraz kadifeleştiren bir ihtiyatla, hayat tatlarını kaçırmayalım, der gibi bir hâli vardı.


kadifelik
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kadife gibi olma durumu

Örnek:

1. Onu ismiyle çağırırken sesimin kadifeliği bile yeni değildi.

1. Onu ismiyle çağırırken sesimin kadifeliği bile yeni değildi.

2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Kadife yapmaya elverişli olan


Kadıköy

İlgili Kelimeler:

Kadıköy taşı

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , İstanbul iline bağlı ilçelerden biri


Özel: Evet

Telaffuz : kadı'köy

Kadıköy taşı
Anlamı:

1. isim , isim , mineraloji , mineraloji , isim , isim , mineraloji , mineraloji , Kuvars ve opal liflerinden oluşan, mühür ve süs eşyası yapımında kullanılan, yarı billur silis, kalseduan